26 Ekim 2011 Çarşamba

Tony Macalpine Biyografisi (2006)




Progressive metal gitarının bir çok önemli ismi vardır...Bunların belirli bir kısmı hak ettiklerinin yarısı kadar tanınmasalar bile, en azından belli bir üne kavuşmuş, sonraki nesillere kendilerini ulaştırabilmiş müzisyenlerdir. Bu tür arasında en önemlilerinden biri olan, hem gitarist olarak, hem kompozitörlük/besteci müzisyenlik yada çok yönlülük olarak en üst seviyelerde olan, ancak kadere bakın ki hiçbir zaman hak ettiğininin onda biri kadar bile ünlenememiş birisi vardır...Rock gitar için, çikolata renkli gitarcılar arasında Jimi Hendrix ve Greg Howe ile birlikte en iyi üç gitaristten birisi olan bu zat-ı muhteremin adı, başlıktanda belli olduğu üzere Tony MacAlpine (Telaffuzu Toni Makalpin değil, Toni Mekılpayn).





Müziğe 5 yaşında keman ve piyano ile başlar Tony. Bu yaşında okuduğu okul Masshachusetts Springfield Müzik Konservatuvarıdır. Bu okulda 12 sene boyunca eğitim alır. Okulun son yıllarında, 17 yaşında, gerçek anlamda gitara da başlar. Tam bu ara Connecticut’s Hartt Collage of  Music’ e kabul edilir ve üç yılını orada geçirir. Aslında az da olsa eskiden beridir de tanışıktır gitarla. Bir röportajında “Gitarı (küçüklük yıllarından bahsediyor) arada sırada az miktarda çalardım. Bazen elime alır bir şeyler falan doğaçlardım. Ama ana çalgım piyanoydu. Halen arada sırada çalarım. Ancak piyanoda çok doğaçlamazdım. Beethoven’ ın sonatlarını, Mozart’ ın sonatlarını filan çalardım. Sonradan gitarın vibrato tekniğinden çok hoşlanmaya başladım. Telleri büktüğünde yada farklı tonlarla uğraştığında ulaştıklarım beni bu yolda tecrübe edinmeye itti.” O yılların ve eğitiminin etkisi sonraki yıllarında çıkardığı veya yer aldığı eserlerde yada projelerde görülecektir. Chopin, Lizst ve Mozart hayranı bir delikanlı olarak gitarda da ilerlemektedir. Her şeyden önce gitar çalmayı çok sevmektedir. Günde sekiz saat civarında gitar çaldığı zaman dilimleri olur. Hatta gittiği her yere gitar da götürür. Arabasının bagajında en az bir tane vardır ve beklemesi gerektiği anlarda çıkarır, çalar. Bir ara biraz para kazanmak için self servis bir benzincide çalışır ve bütün gün orada beklerken yaptığı şey gitar çalmaktır. Yine bu zamanlarda çaldığı şeyleri de kaydetmektedir. Bu kayıtlardan birini Shrapnel Plakçılığın sahibi ve döneminde özellikle birçok çok usta isimin (aralarında Paul Gilbert, Yngwie Malmsteen, Michael Lee Firkins, Marty Friedman gibiler vardır)  ortaya çıkabilmesinde çok önemli payı bulunan Mike Varney’ e yollar. Varney kayıtları beğenir ve böylelikle Tony’ nin ilk solo albüm heyecanı başlamış olur.



Yıl 1986 olduğunda ilk Tony solo albümü “Edge of Sanity” piyasaya çıkar. Bence harika bir trio oluşmuştur. Bas gitarda Mr.Big, David Lee Roth, Vai ile çalışan Billy Sheehan ve davulda da usta isim Steve Smith (Journey) vardır. Tony ise tüm gitarları, klayveleri ve piyanoyu üstlenmiştir. O yılın en iyi üç gitar albümünden birisidir desek yalan olmaz. Ortaya yepyeni bir şey sunduğunu söylemek zorsa bile türünün en iyi kayıtlarından birisidir. Neo klasik resmi geçit törenidir. “Wheel of Fortune”, “Quarter To Midnight”, “Agrionia”, “Empire In The Sky”, “Chopin, prelude 16, opus 28” gibi şarkılar ciddi anlamda dikkat çekicidir. Kayıt kalitesi olarak kaydın hastası değilim ama besteler cidden sağlamdır. Aynı yılın sonlarında “M.A.R.S. Project:Driver” adlı karma müzisyenlerden oluşan bir grup projesi söz konusu olur. İsimler şahanedir; Tommy Aldridge, Rob Rock, Rudy Sarzo ve Tony. Ama bir çok çok yıldızlı (all star) projenin akıbetine uğrar ve bir geleceği olmaz bu projenin. 1987de 2. solo albümü “Maximum Security” raflarda yerini alır. Atma Anur & Deen Castronova davullarda yer alırken, Tony tüm gitarları, klavyeleri, piyanoları ve bas gitarları icra etmiştir. Albüm iki sürpriz gitaristi daha barındırır; George Lynch ve Jeff Watson. George “Tears of Sahara” ve Jeff “The Kings Cup” şarkılarında boy gösterirler. Albümün bombaları “Key to the City”, Tears of Sahara”, “The Time and The Rest”, “Dreamstate”, “Porcelein Doll” olarak verilebilir. 1990 yılında Tony “Eyes of the World” adlı bir albüm yayımlar. Dinlemediğim için yorum yapamayacağım ama genel olarak hem iyi hem de kötü eleştirildiğini söylemek mümkün. 

1992 yılında “Freedom to Fly” albümü piyasaya çıkar. Bu albüm hatta Türkiye’ye de lisanslanır ve kaset olarak da basılır. Larry Bones Dennison bas gitarda, Mike Terrena da davuldadır. Albüm “Ice Princess” gibi sağlam bir şarkıyla açılır, “Box Office Poison” ile devam eder. “Champion”, “Stream Dream”, “Capistrano” gibi şarkılarda dikkate şayandır. Bu albümün bana göre en dikkat edilmesi gereken özelliği Tony’ nin  tipik neo klasik çizgiden caz füzyon diyarlarına kayışının başladığı albüm olmasıdır. Albüm salt caz füzyon albümü değildir. Ama bu merakının yansımalarının net bir şekilde görülebildiği, döneminin klişe gitar müziklerinden de bir uzaklaşma eğiliminin de görülebileceği bir albümdür. 1994 yılında “Madness” albümü de yayımlanır. “Freedom to Fly”ın doğal takipçisidir bana göre. Basları yine Larry Bones Dennison çalarken, davullar ise Glenn Sobal’ a emanettir. “Peruvian Power Layback”, “Albert's Fat Sister” (özellikle nefesli kullanımına dikkat), “Restaurant At The End Of The Universe”(harika bir baladdır), “Confrontation With The Electric Bees”, “Muffin Bandits”, “Rats With Wings” gibi çok tatlı eserler albüme renk katar. Tony’ nin en iyi albümlerindendir. Albümdeki davul ve tuşlu çalgıların kullanımı oldukça dikkat çekicidir. 



Bu albümü 1994 yılında yayımlanan “Premoniton” adlı albüm takip eder. Tipik neo klasikten caz alemlerine geçişin tam ortasındadır. Albüm müthiş piyano nağmeleri ile açılır (bestecisi Tony’dir, Chopin yorumu değildir). Buna albümün en sıkı şarkılarından olan “The Violin Song” da ayak uydurur. Çok tatlı bir şarkıdır. Albümdeki iki şarkıya konuk müzisyen olarak katılan Malmsteen klavyecisi Jens Johannson, kendini özellikle sondaki gitar klavye atışması ile belli eder. Bas gitarın oluşturduğu armoni ise herhangi bir eksikliğe yer bırakmaz(Tony Franklin çalıyor ne de olsa). Davullar da hiç ama hiç aşağı kalır değildir(Deen Costronovo ne de olsa). “Ghost Of Versailles”, “Rusalka”, “Gila Monster”, “The Czar”, “Maestro Di Cappella”, “Inflection” (Jens’in katıldığı 2.şarkı) dikkat edilmeden geçilmemesi icab eden şarkılardır. Albüm “Winter In Osaka” adlı şarkıyla kapanır ki bu şarkı birçok fan tarafından Macalpine’ın en iyi şarkısı olarak nam salmıştır. Yüksek ses hacimlerinde zevk-ü sefa içinde dinlenir. Gerçekten mükemmel bir şarkı, harika bir müzisyenlik.




Takvimler 1995 yılında iken, sıradaki Macalpine ürünü “Evolution” yayımlanır. Davulda birkez daha Mike Terrena ve basta da önceki albümdeki gibi Tony Franklin yer almaktadır. Sound olarak Premonition’un çok paralelidir. “The Sage”, Oversea Evolution”, “Eccentrist”, “Time Table” (füzyon etkilenimine dikkat), “Futurism” (direk füzyon), “Plastic People”hoş sedalar yaşatırken “Asturias kv467 nr. 21” adlı Mozart yorumu nefistir. 1996 yılında “Violent Machine” adlı albümünü yayımlar Tony. Dinlemediğim için yorumsuz geçiyorum :)



1997de “Live Insanity” adlı ilk konser albümü piyasaya çıkar. Dengeli denebilecek bir şarkı seçimi söz konusudur. Ama hastası olduğum bazı şarkıların eksikliğini de hissederim açıkçası. Kötü bir albüm demek yanlış olur ama dağı taşı devirecek bir konser albümü de sayılmaz bana göre.

1999 yılında “Masters of Paradise” albümü raflarda yerini alır. Atma Anur ve Larry Bones Dennison bir kez daha kadrodadırlar. Albüm açılır açılmaz Vokaller bizi karşılar(“Maker is King” şarkısı). Hem de vokalleri yapan Tony’ nin kendisidir bu kez. Çoğu kez sonuç pek tatminkar olmazken Tony dinleyicileri şaşırtır ve ciddiye alınabilecek bir vokalle karşılar. “Live To Die”, “Circus”, “Still”, “Master Of Paradise”, “Time”, “Final Hour”(albümün tek enstrumantal grup eseri), “Au Bord D'une Source”(harika piyano melodileri ile) insanı yerine mıhlar. 2000 ve 2001 yılını ise yanına Bunny Brunel ve Davulcuların şahlarından, kamyoncu edasıyla davul çalan, 3 metreden canlı izleme zevkine şayan olduğum Dennis Chambers (Deniz Çember) ile beraber “CAB” adlı caz füzyon projesiyle ve Derek Sherinian, Virgil Donati ile kurdukları “Planet X”geçirir. 2001 Ağustosunda doğrudan fusion etkili albümü olan  Steve Smith ve Barry Sparks katkılı “Chromacity” kendini gösterir. Daha ilk girişle beraber kaliteli bir albümün içine dalındığını belli eder. “Christmas Island” böyle bir eserdir. “Chromaticity”, “Digitalis Destructi”, “City Beneath The Sea”(özellikle şarkının kompleks yapısına dikkat”, “Still Valley”, “Avenger”, “Eye Of The Soul” gibi ağır bombalara özellikle nizami dikkati göstermek gerekir.



Tony bu albümlerden sonra 2002’de Planet X ile bir konser ve bir de stüdyo albümü yayımlar. Aynı zaman zarfında, Steve Vai’ in turnelerinde Michael Keneally’den boşalan stratejik klavye/gitar pozisyonu için teklif alır. Doğal olarak kabul eder. Ve Vai ile turlamaya başlarlar. G3’ün DvD ve konser albümlerinin 2.yasal  ürününde yer alır. Bu turneleri takiben Steve Vai ile Real Illusions:Reflections albümünde yer alır. Bu turne kapsamında Türkiye’ de izleme imkanı bulmuş olduk.




Elinden her türlü müzikal yeteneği barındıran güzide ama tanınmayan bir gitarist o. Samimi, içten, nazik ve de mütevazı. Müzik adına büyük ama hak ettiğini bulamamış bir insan. Bu sene içerisinde onu izlememiz hakkında bir olasılıktan bahsetti Vai konseri sırasında tanıştığımızda...Dilerim gerçek olur...

Tarafımdan yazılmış olan bu içerik YUXEXES Dergisi "Gitardaki Sarmaşık" Köşesinde yayımlanmıştır. İzin alınmaksızın ve/veya "TAM" kaynak gösterilmeksizin alıntılanması, kopyalanması durumunda derginin yayımcı şirketi gerekli her türlü yasal yaptırımlara başvurmaya yetkilidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder