28 Ocak 2012 Cumartesi

Klasik Gitar Yapımcısı Orhan Ümmetler Özel Röportajı (2010)




Merhabalar. Gitarizm’e hoş geldin ve senin gibi değerli bir konuğu ağırlamak büyük bir zevk, bunu belirterek başlamak istiyorum. Öncelikle gitar yapımcılığı konusunda bilgi alarak başlayalım. Bu işle alakalı ilk hevesinden, bugün geldiğin noktaya kadarki süreçten bahsedebilir misin?

Merhabalar, hoşbulduk. Öncelikle yapmış olduğunuz başarılı çalışmalardan dolayı sizi yürekten tebrik ediyor ve derginizde beni konuk ettiğiniz için size şükranlarımı sunuyorum.

Gitar yapım sanatına başlamam tamamen gitarlara duyduğum sevginin ürünüdür. Küçük yaşlardan beri, bu enstrümanın büyülü sesi beni etkisi altına almıştır. Liseli yıllarımda bir gitara sahip olmak en büyük hayalimdi. 18 yaşıma girdiğimde lisan öğrenimi nedeni ile İngiltere’ye gittim, orada da sürekli gitar satan dükkanları gezer, kendi bütçeme göre gitar arardım. Tabi ki yeterli bütçem olmadığı için bunu gerçekleştiremedim. En sonunda, Londra’da tezgahta satılan, eskicide bulduğum sapı atık eski Rus malı bir klasik gitarı satın aldım. Bu gitarı çalmam pek mümkün değildi, fakat tellere özgürce vurmak beni mutlu ediyordu. Bu gitarı sırtıma alıp Türkiye’ye döndüğümde ailem bendeki gitarlara karşı olan sevginin ve tutkunun boş bir heves olmadığını anladılar. Bunun üzerine babam bana Yamaha bir gitar almaya karar verdi. Artık çok mutluydum, çünkü düzgün bir gitarım vardı. İlk gitar derslerime Ali Sezgin hocamla başladım. Hocam çok hassas ve yüreği çiçeklerle dolu bir insandır. Gitarın büyülü sesindeki ayrıntıları onun sayesinde keşfettim. Ali Sezgin Hocam’ın yaşam felsefesinde mutluluk,aydınlık ve gitar vardı. Güzel duygular birleşerek gitar üzerinde anlam kazanmıştı. Askerlik görevimi tamamladıktan sonra Pera Güzel Sanatlar’da Flamenko gitar eğitimine başladım. Hayatımda ki en önemli isimlerden biri olan Ilgaz Benekay Hocam gitar hakkında gerçekten bilmem gerekenleri bana öğretti. Ilgaz Hocamın gitarları çok güzeldi, onlara büyük bir hayranlıkla bakar ve dinlerdim. Ilgaz Hocam bende her şeyin tamam olduğunu, fakat bir şeyin beni rahatsız edip eksilttiğini söylerdi her zaman. Bir gün, iş nedeni ile Kıbrıs’a taşınmak zorunda kaldım. Kıbrıs’ta kendime çok sessiz sakin bir hayat kurdum. Bir iki yıl sonra çok kıymetli bir gitara sahip olmam gerektiğini düşündüm. İstediğim iki gitar vardı; birisi Hermann Hauser klasik, diğeri Manuel Reyes Flamenko gitar.
Fakat maddi imkanlarım bu gitarlara sahip olmak için yeterli değildi. Bir kış sabahı erken saatte uyandım ev çok soğuktu,gitarları düşünmeye başladım,birden hayalperest yanım ağır bastı :) Kendi kendime yapamaz mıyım dedim. Tabi ki şanslı olduğum noktalar vardı. Lise’de Makine Model Eğitimi almıştım, iki yıl boyunca ahşap atölyesinde eğitim görmüştüm, eğitimimin son iki yılında Transtürk Holding bünyesine bağlı Plastaş A.Ş’de AR-GE bölümünde görev aldım. Bir çok çizim projelerinde imzalarım vardır. Daha sonra Gema Gemi Donatım Ltd.’de tanker projeleri çizdim. Bu deneyimlerim bu işe başlamam için bana cesaret verdi. Gitar yapımına ilk başlayacağımda, ne yapmak istediğimi kafamda oluşturdum. Yıllar içerisinde gitara olan sevgim ve tutkum gitarın olması gerektiği yapıyı zihnime kazımıştı. Bu nedenle gelmek istediğim noktaya çok hızlı bir şekilde ulaştım.

Elbette gelmiş olduğum noktada kalmaya niyetim yok. Ömrüm yettiğince gitar yapımı üzerinde çalışacağım, bu uçsuz bucaksız derya da daha çok keşfedilecek güzellikler olduğuna inanıyorum.



Bir çalgı yapımcısı olarak ustalık alanın olarak bir konu belirlemen gerekirse, hangi alanın özel uzmanlık alanın olduğunu düşünürsün?

Gitar yapımını ele aldığımızda bir çok bilimsel alanın bir noktada buluştuğunu görürüz. İyi bir gitar yapımı için gereken nedir? İyi bir gitar bir sürü malzeme ve bilginin bir potada eritilmesinden meydana gelir. Malzeme bilgisi, mimarlık, mühendislik, fizik, kimya, matematik, felsefe, tasarım, ses bilimi ve en önemlisi sanat. Çalışmalarımda, mümkün mertebe eşit ağırlıklı olarak kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Bunların arasında, yapım esnasında en çok zevk aldığım iş cila işidir. Doğal bir cilalama yöntemi olan gomalak cilanın yapımı esnasında kendimi eski dönemlerde yaşıyormuş gibi hissediyorum... :)

Açıkçası hayatımda ilk kez cila atmaktan özel olarak hoşlanan bir lütiye ile de tanışmış oldum o zaman ben de :) Peki bugüne kadar gitar veya restorasyon yaptığın tanınmış müzisyenlerden bahsedebilir misin?

Ilgaz Benekay Hoca’ya bir Flamenko blanca gitar yaptım. Şu anda Ilgaz Benekay ve Doruk Okuyucu için iki adet G.Amerika müzikleri için tasarlanmış negra gitar projesi üzerinde çalışıyorum. Bunun dışında önümüzdeki zamanlarda Ahmet Kanneci Hocamız için Hauser II Replika projesi yapılacak. Ayrıca İspanya’da, İspanyol arkadaşlarım Juan ve Gloria,  Tomatito’nun menajeri ile görüştüler. Önümüzdeki zamanlarda kendisi için bir gitar yapım projesi olabilir. En sevdiğim restorasyon işim, Ankara’da Erdem Özdemir’e ait 50 yıllık bir Metin marka mandolinde oldu. Bu mandolini çok sevdim. 



Bugüne kadar yaptığın tüm gitarlar içinde seni en iyi bir şekilde temsil edebilecek, gurur kaynağın olan ve belki de satmaya asla kıyamayacağın gitarından veya gitarların hangileridir?

İlk yaptığım gitarı saklıyorum. Bu gitar benim için çok önemli. Sesi olağanüstü masum ve zarif.  Sesin rengi lirik ve duygusal,o gitara çocuğum gibi bakıyorum.




Kullanmayı çok sevdiğin spesifik ağaç türleri nelerdir? Demek istediğim, misal, ladin standart kapak ağaçlarındandır ama belki Artvin ladinini sevmezsin de falanca ladinini seversin.

Ağaç konusu gitar yapımında en can alıcı noktalardan bir tanesidir. Öncelikle şunu belirtmek isterim; ağacın iyisi ve kötüsünün ayrımının yapılabilmesi için birçok kriter göz önünde bulundurulmalıdır. Genelde, şu yöre ağacı yaramaz, bu yöre ağacı yarar gibi kısıtlı ifadeler kanımca çok yanlıştır. Bu tip kriterlerin önemi olabilir, fakat sadece bu detay değerlendirme altına alınamaz. Etkileyecek kriterlere gelecek olursak; ağacın ilk kesildiği mevsim, ağacın kesildikten sonra ki depolama ve muhafaza edileceği ortamın uygunluğu, ağacın kurutma süresinde uygulanan kurutma teknikleri, kesim ve işlenme şekli. Bu aşamadan sonra ağacın yapısı, damarların düzgünlüğü ve reçine miktarının homojenliği. Gitarda kullandığımız ağaçlar vücudumuzda ki kaslara benzerler, bu nedenle ağacın doğal direnç anatomisini bozmamak gerekir.

Ülkemizde yaygın olan bir kanı vardır, Artvin Ladini işe yaramaz. Bu konuya katılmıyorum. Artvin ladinleri arasında tınısal özellikler olarak farklılık gösteren bir çok tür mevcuttur. Kimisi Alman Ladinine, kimisi engelman ladinine, kimisi karpat ladinine yakındır. Şimdi bu özellikler aynı şekilde diğer ülkelerin ladinleri içinde geçerlidir. Her Alman ladini aynı kalitede olmaz. Aynı ses tonunu üretmez. Bir ayrım yapmak gerekirse, Artvin Ladinleri yapı olarak sert ağaçlardır ve Alman ladinine göre biraz daha enerjik bir yapıları vardır. Sonuç olarak coğrafyalar birbirinden etkilenir ve tohumlar sürüklenerek belirli topraklarda göç yolu oluştururlar ve melez ırklar ortaya çıkar. Fakat yineliyorum, herhangi bir Alman Ladini de yine Almanya’da bulunan Bavyera ladini gibi olamaz. Yani ülke bazında bunu değerlendirmek çok yanlış. Amerika’da yetişen Sitka Ladini tüm diğer ladinlerden çok farklıdır. Önemli olan bir ladinin kaliteli bir kondisyonda olmasıdır. Her kaliteli ladin ayrı bir ses güzelliğini getirir, doğadaki güzel ötücü kuşlar gibidirler.

Ben, gitarlarımda kaliteleri gözetilmiş olan ağaçları kullanmayı severim. Kesimler benim için çok önemlidir. Ağacın homojen yapısı yıllık halkaların sıklığı ve düzgünlüğü ilk dikkat ettiğim konulardandır. Ağacın direnç durumuna kesinlikle bakarım. Görsel ifadelere dikkat ederim, çarpıcı ifadeler beni etkilemiştir. Sıklıkla tercih ettiğim arkalık ve yanlık ağaçlar arasında Dalbergia ailesi (Rosewood), Akçaağaç ailesi ve Servi (Geleneksel İspanyol tınısı). Bunların dışında da pek çok ağaç ile çalışmaktayım. Tüm ağaçları seviyorum, mümkün mertebe en kaliteli ağaçlar ile çalışmaya gayret gösteriyorum.  

Peki bunları gerekli koşullarda temin edilmesi ile alakalı sıkıntı yaşıyor musun?

Şöyle ki; bu aralarda birçok ağacı Türkiye’de bulmak mümkün. Profesyonelce hizmet veren kuruluşlar var. Örneğin bunlardan birisi Karamürsel’de bulunan Akustik Wood firmasıdır. Hemen her türlü enstrüman için kullanılacak ağacı bu firmadan temin edebilirsiniz. Fakat bazı ağaçların ithalatı yasaklanmış durumda, bu ağaçları bulmakta güçlük çekiyoruz. Örneğin Brezilya Gülağacı veya Honduras Maunu gibi ağaçları bulmak gerçekten zor (Not:Evet, bu ağaçlar CITES’in koruma listesindeler ve uluslararası ticaretleri yasak). Avrupa ve Amerika’da ki yapımcılar bu konuda daha rahatlar. Türkiye’de yurtdışından getirilen ağaçlarda gümrük problemleri yaşanabiliyor. Bu dezavantajlar daha iyi gitarlar yapılabilmesi açısından engel teşkil etmekte.



Peki yeri gelmişken sorayım, türü tehlikedeki egzotik ağaçların lütiyelerce kullanılması/tercih edilmesi konusundaki fikirlerin nelerdir?

Şimdi türü tehlikede olan egzotik ağaçların kullanılması hiçbirimiz açısından hoş bir şey değildir. Sonuçta hepimiz dünya üzerinde yaşıyoruz, ormanların ve ormanlarda yaşayan türlerin var olması her şeyden daha önemlidir. Örneğin Brezilya Gülağacı diğer adı ile Rio amazon ormanlarında yetişen bir dalbergia (Not:Dalbergia, gülağacı ailesinin Latince adıdır) türüdür. Amazon havzası bugün dünyanın sahip olduğu tek doğal klima iken yeryüzümüzün akciğerlerinin tahrip olması hepimizin ciğerlerinin tahrip olması ile eşit anlamdadır. Keza Honduras Maunu yine aynı şekilde amazonlarda yetişen bir tür. Doğal hayatı her zaman korumak gereklidir. Hayvan ve botanik, tüm canlı türlerine ihtiyacımız var. Fakat işin bir de şu yanı söz konusu, bu ormanlar gitar yapımcıları tarafından katledilmedi. Bu ağaçlar paragöz tüccarlar tarafından olur olmaz ticari mekanlara tomruklar halinde satıldılar. Maddi durumu iyi olanlar masa, sandalye, kapı çok daha iyi olanlar; yat, tekne yapımında masif ağaçları kullandılar. Sanayileşmede büyük oranda bilinçsizce tahrip edildiler. Özellikle kaplama firmaları bu ağaçların yok edilmesinde büyük rolü oynadı. Kimi simsarlar ve arazi mafyaları bilinçli olarak bu ağaçların yok olmasında rol oynamışlardır. Enstrüman yapımcılarına, açılacak baraj ve yollar için kesilen ağaçlar bile bir ömür boyu yeterli olurdu. Şu anda Madagaskar Gülağacının tomruk halinde ülkeden çıkarılması yasaktır. Kontrol altında devletin gözettiği kuruluşlarda kereste olarak ithal edilmektedir. Doğru olanda bu işin bu şekilde yapılmasıdır. 

Kıbrıs’ta yaşıyorsunuz. Bu mesleğin Kıbrıs’ta yapılmasının bir artısı var mı?

Kıbrıs bu işin yapılması için çok uygun bir yer. Atölyem Girne’den 15 km batıda bulunan Lapta kasabasında. Lapta, dağların denize en yakın olduğu küçük bir kasaba. Bu konumu hem dağ havasının, hem de Akdeniz’in havasının bir arada bulunduğu eşsiz bir bölge. Kıbrıs, Akdeniz’de Endülüs ile aynı paralelde bulunmaktadır. Akdeniz’in iyot dolu havası sıcakta ahşabın uygun duruma gelmesinde büyük rol oynar. Yıllar içerisinde ahşabın içerisinde olgunlaşmasını beklediğimiz maddeler iyotlu hava yardımı ile hızla istediğimiz kıvama gelmektedir. Bunun dışında bu bölgede çok temiz bir hava bulunmaktadır. Gitarlarımın böyle bir ortamda hayata başlamaları, onlarda saf ve temiz bir intiba yarattığına inanmaktayım.   



El yapımı akustik çalgıların yapımında CNC, Lazer CNC gibi cihazların kullanımı hususunda ne düşünüyorsun? Biliyorsun Dremel gibi motorlu cihazlar konusunda bile mesafeli insanlar var bu konularda…

Ben geleneksel yöntemlerle gitar yapan biriyim. Mümkün mertebe elektrikle çalışan yüksek devirli cihazlardan uzak duruyorum. Günün sonunda zarif bir işçilikle hatasız görsel güzelliklere sahip bir enstrüman yapmak istiyorsanız az da olsa elektrikli aletleri kullanmak zorundasınız. Fakat burada önemli olan neyi ne kadar kullandığınızdır. 15 günde gitar tamamlamak için uğraşıyorsanız bu tarz aletleri fazlaca kullanmak zorundasınız. Bu durum sonucunda yaptığınız enstrümanın fabrika yapımı herhangi bir enstrümandan farkı kalmaz. Farklı olduğunu düşünenler var. O zaman fabrikasyon üst model gitarlarla yetinmek gerekir. Lütiyeler neden var? Bu işin ince marangozluk dışında duygusal ve soyut bir yönünün var olduğuna inananlardanım.

Elektrikli çalgı yapımına da girişmeyi düşünüyor musun?

Böyle bir düşüncem yok. Çünkü bu tarz enstrümanlar farklı bir kültürden geliyor. Elektrogitar kültürü çok derin ve kendine has bir kültür. Ben bu kültüre saygı duyuyorum, fakat bir elektro gitarı yapmak için kültürel anlamda gerekli donelere sahip olduğumu düşünmüyorum. Bir sanat eserini üretmek için onunla ilgili geçmişinizin olması gerekir, bu tarzın özünü içinizde hissetmeniz gerekir, aksi taktirde yaptığınız iş sadece taklit bir enstrümanın ötesine geçemez. İyi bir taklit en az sahicisi kadar kaliteli olmalıdır. Bu tür gitarları onlarla geçmişi olan insanların yapması daha adil bir durumdur. Ancak ileride çelik telli akustik gitar ve caz gitarları yapmak isterim. Fakat bu projeler için hayallerimin tamamını başarmam gerekiyor. Çok uzun bir süreç.

Bir çalgı yapımcısı olarak, çalgı yapımında kullanılabilir yerli ağaç durumumuz konusundaki düşüncelerin, sıkıntı veya memnuniyetlerini öğrenebilir miyim?

Türkiye geniş bir coğrafya. Fakat bir gitarın yapımı için dünyadaki bütün ağaçlar arasından özenle seçilmiş türler kullanılmaktadır. Hiçbir ülke tek başına yeterli olamaz. Buna rağmen Türkiye’de bulunan bu iş için kıymetli ve önemli türlerdir. Örnek verecek olursak ladin, göknar, çınar, ceviz, servi, ardıç, dut ve akçaağaç çalgı yapımında kullanılacak en değerli ağaçlarımızdan. Türkiye’de bulunan adi servi (Akdeniz Servisi) bugün İspanya’da bile zor bulunmakta. Yapım esnasında doğru ağacı doğru yerde kullanırsak kesinlikle sıkıntı çekmeyiz.



Gitar yapımı konusunda alternatif yollar, geleneksel çizgi, anlayış veya tasarımdan daha ötede bir yaklaşıma mı daha sıcaksın yoksa geleneklere daha bağlı biri misin?

Ben geleneklere bağlı bir yapımcıyım. Antonio De Torres’in izinden gitmiş olan, Avrupa’da yetişmiş başarılı yapımcıları örnek aldım. Yeni dünya (Avustralya vs.) gitarları benim yapımıma çok uzaklar. Geleneksel tınılara hayranım. Yaptığım gitarları klasik otomobillere benzetiyorum. Bugün klasik bir Aston Martin’den aldığınız hazzı benim gitarlarımdan da alabilirsiniz. Hiçbir zaman amacım çok hızlı giden yolları deviren bir Mercedes yapmak olmadı. Duyguların ve renklerin yaşadığı klasik bir otomobil benim gitarlarım.

Geçmişte yaşayan ustalardan özellikle Santos Hernandez, Hauser ve Ramirez esintilerini gitarlarımda görmeniz mümkündür.

Naylon veya çelik telli akustik gitarlar konusunda sık yapılan yanlışlar, yanlış bilinenler ve bunların doğruları nelerdir, tecrübelerinize, size gelen müşteri taleplerine dayanarak neler söyleyebilirsiniz?

En sık yapılan yanlışlardan birisi, gitarların korunmasındaki ihmallerdir. Ahşap malzemeler insanlar gibi nefes alıp veren malzemelerdir. Bundan dolayı çalışırlar. Bu çalışmalar sonucunda enstrümanımız hasar görebilir. Bu nedenle onları bulundurduğumuz ortamlara dikkat etmeliyiz. Sıcak bir odadan soğuk bir ortama çıktığımızda dudaklarımız veya ellerimiz çatlar. Aynı durum ahşap malzeme içinde geçerlidir. Nem ve ısı farklarına çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Uygun kondisyonda bulunmayan ortamlarda yapılan muhafazalar gitarların sap problemlerine ve gövde deformasyonlarına neden olur. Bir ikinci konu gitarların eşik ayarlarıdır. Eşiklerin yükseklik ve alçaklık seviyeleri çalım tekniği performans kaybından, gitarın ses rengi değişimine kadar giden geniş bir yelpazede değişimler yaratmaktadır. En doğru eşik ayarları mutlak suretle yaptırılmalıdır. Diğer bir konu ise enstrümanımızı kullanımdan dolayı oluşan kirlerden ve yağ tabakalarından arındırmaktır. Değerli enstrümanlar yılda bir kez işinin ehli bir lütiye tarafından bakıma alınmalıdır. Cila, klavye ve perdelerin bakımları mutlaka yaptırılmalı.



Klasik gitarların gövde, tel ve tuşelerini temizlemek için ne gibi ipuçları önerebilirsin?

Klasik, elektro ve bas gitarların tuşeleri için limon yağı önerilir. Benim kanımca limon yağı yanlış bir yönlendirmedir. Limon yüksek derecede asit ihtiva eden bir meyve. Haliyle bunun yağı da asitli bir yağdır. Bu asit tuşe üzerindeki kirleri parçalayıp rahatça çıkartır, fakat bu arada abanoza ince ince zarar verir. Bu nedenle ağacın direnci azalır ve uygunsuz bir anda çatlamalar meydana gelebilir. Bunun yerine tuşe önce 96 derece alkolle temizlenir. Daha sonra kamelya yağı  küçük bir fırça vasıtası ile tuşe ve perdelere sürülür. 10 dakika bekledikten sonra, yağın fazlası bir pamuk ile alınır. Bir gece bekletilir. Ertesi gün çelik tel yün ile (000 steel wool) perdeler ve tuşe ovularak temizlenir. Çelik tel yün çok ince olmalıdır. (000 veya 0000 derece).Yağlama ve ovma işlemi 2 kez daha tekrarlanır. 3. günün sonunda perdelerinizin ve tuşenizin yepyeni bir görüntüye kavuştuğunu göreceksiniz.Bu arada küçük bir not düşelim: Kamelya içerisinde asit ihtiva etmeyen nadir botaniklerdendir :)

Tel temizliği % 100 pamuklu bir bez veya makyaj pamuğu ile yapılmalıdır, temizlik çalım sonunda bekletilmeden yapılmalıdır. Herhangi bir kimyasal veya sıvı madde telin orijinal ses özelliğini bozabilir. Bu nedenle uzun çalımlardan hemen sonra, örneğin sahne sonunda mutlaka % 100 pamuklu bir bezle temizleyin. Bu yeterli olacaktır.



Akustik çalgılarda uzmanlaşmış lüthiye olarak şimdi bahsedeceğim konulardaki fikrini öğrenmek istiyorum;  Türkiye’de butik/custom elektrik gitar yapımı ve yapımcıları hakkındaki düşüncelerin nelerdir?

Çok başarılı çalışmalar gördüm. Fakat elektrik gitar konusu daha önceden de bahsettiğim gibi büyük bir kültür. Popülasyon açısından baktığımda geniş bir kitleye hitap ediyor. Bunu biraz rafine bir hale getirmek gerekir. Kaliteli işler kaliteli sınıflarla buluşmalı. Bu dengesiz dağılımın bir çok işini bilen lütiyeyi bezdirdiğini düşünüyorum. Mesela 1960 model iyi bir Fender Tele custom sunburstü replike edersiniz fakat bunun değerini bilen çıkmaz. Bu nedenle lütiyeler arasında bir birlik veya dernek oluşturulmalıdır. İyi işlerle yurt dışında hep beraber faaliyetlerde bulunulmalı. Özellikle Türk müziğine kayan elektrik gitar olaylarını çok itici buluyorum. Bu durum siz değerli ustalarımı uluslararası alanlarda geride bıraktığına inanıyorum.

Özellikle kendi içimizde ve dünya genel seviyesi ile kıyasladığımızda nasıl eleştiriler/özeleştiriler yaparsın?

Öncelikle biraz iddialı gelebilir ama, gitar batı enstrümanıdır. Bunu kabul etmemiz ve bu doğrultularda işler yapmamız gerekir. Buna dikkat etmediğimizde safkan bir enstrümanı melezleştirmiş oluyoruz. Bu örneklemelerle batıda şansımızı aramamız çok zor olacaktır. Sadece meraklı amatör bir kitlenin dikkatini çekebiliriz. Şu an dünyada markalaşmış rakipler ile boy ölçüşmenin tek yolu iyi ve kaliteli iş çıkartmaktır. İkinci bir hatamız bir araya gelemeyişimizdir. Bazı korkular, çekingenlikler ve tereddütler yüzünden lütiyeler kendi aralarında yabancılaşmış durumda. Bu yabancılaşma Türk lütiyelerin uluslararası platformlarda yalnızlaşmasına yol açmakta. Öncelikle önyargılardan, kıskançlıktan ve tereddütlerden sıyrılarak sıcak bir ortam oluşması gerekiyor. Bireysel pazarlama yöntemleri ile sığ sularda kalmaktan başka şansımız olmadığını düşünüyorum.

Bu konuda kesinlikle hemfikirim. Ekipman konusundaki ilgi ve bilgi birikimini değerlendirilmesi açısından gitar atölyelerinin uygun bir indikatör olabileceğini düşünüyorum. Bu bağlamda Türkiye’deki gitar ve alakalı ekipmanlar açısından şu anki bilgi seviyesini ve bu durumun geleceğini nasıl değerlendirirsin?

Sana bu konuda katılıyorum. Fakat özellikle elektrik gitarlar için Amerika’da hiç durmadan gelişen bir sektör var. Devamlı buluşlar yenilikler orijinal işler yapılıyor. Bu konuda onları iyi takip etmeliyiz. Devamlı güncel kalmak zorundayız. Bu bilgi ve birikimleri nesillere aktarmalı, bu sayede onları yakalayabiliriz. Özellikle elektrik gitarlarda yenilikler takip edilmeli ve geleneksellik kavramı Türk sazları işçiliği ile karıştırılmamalıdır.



Benim sorularım şimdilik bu kadar Orhan Ustam. Son olarak senin SOUND Dergisi aracılığıyla okurlarımıza ulaştırmak istediğin bir mesajın, selam yollamak veya eklemek istediklerin, eleştirmek istediğin şeyler varsa tam yeri ve  zamanı burası.

Öncelikle, Gitarizm Köşesi’nin bu sayısında konuk olmaktan onur duyduğumu belirtmek isterim. Türkiye’de daha fazla sanata ve sanatçıya ihtiyacımız var. Gitar’ın sadece bir aktivite olmadığını, ruhumuzun ışımasını ve etrafımızı aydınlatmasını tüm insanların bilmesini istiyorum. Türkiye’de gitarın gelmesi gereken nokta şu anda bulunduğu nokta değil ve bu tutumu değiştirmek de biz yapımcıların, sanatçılarımızın ve gitara gönül vermiş tüm insanlarımızın görevi. Hep birlikte el ele vermek, daha aydınlık günlere kucak açmamızı sağlayacaktır.


Sound Dergisi 2010. Tüm hakları saklıdır...

Tarafımdan yazılmış olan bu içerik Sound Dergisindeki "Gitarizm" Köşesinde yayımlanmıştır. İzin alınmaksızın ve/veya "TAM" kaynak gösterilmeksizin alıntılanması, kopyalanması durumunda derginin yayımcı şirketi gerekli her türlü yasal yaptırımlara başvurmaya yetkilidir.

1 yorum:

  1. Sitenizi hergün takip ediyoruz . Dizüstü tamir firmamız Çalışmalarınıza başarılar diler .

    YanıtlaSil