15 Ekim 2012 Pazartesi

GJ2 Arete 4 Star İncelemesi

GJ2 Arete 4 Star İncelemesi


80’ler, gitar dünyası için büyük atılım ve yenilik yıllarıydı. O zamanlara kadar kullanılmayan çeşitli ağaçların ilk kez kendilerine yer bulmaları, yepyeni tremolo ünitelerinin pazarda görücüye çıkması, cicili bicili renklere, grafiklere sahip gitarlar, incelen saplar, jumbo perdeler, daha farklı manyetikler... O yılların katkısı yadsınamaz kahramanları arasında Wayne Charvel ile birlikte adı ilk zikredilenlerden birisi, kuşkusuz, Grover Jackson. Babasından aldığı borç para ve “Eğer bu işi batırırsan, bir daha eve gelme” tavsiyesi ile Charvel’i satın alarak (10 Kasım 1978) öncelikle Charvel’e, akabinde, 1980 yılında, radikal bir gitar tasarımına Charvel markası basarak risk almamak için kendi adını koyduğu Jackson firmasına can oldu. O radikal gitarı isteyen müşterinin adı Randy Rhoads’du ve işin ilginci onunla yapılan çalışmalar, ki ne yazık ki çok da kısa sürmüştür, gitar dünyasının sert tarafının en ikonik gitarlarından bazılarına vesile oldu. Ancak ilerleyen yıllarda Charvel/Jackson firmasını büyütebilmek için IMC adlı Teksas’lı bir yatırımcı firmayı ortak etti, daha sonraları firmanın söz sahipliğinin artması ve IMC’nin “daha da fazla kâr” prensibi ile üretim kalitesindeki düşüş ile 80 sonlarındaki büyük fabrikanın (ki dönemin en büyük üretim merkezlerinden birisiydi. Sadece manyetik üretimi için 28 kişi çalışıyordu) %80’inin işten çıkarılma kararı onda böyle devam etmeme kararı aldırdı ve Wayne Charvel’den firmayı satın alışının 10.yılında o da hisselerini devretti. Daha sonraları Washburn gibi çeşitli firmalarla da çalıştı ve en önemlisi 80’lerdeki “icracı gitaristler için basit, düzgün ve kaliteli gitar” felsefesini, bir kez daha kendi firmasıyla geri döndürdü; GJ2. Bu firma bünyesinde antik Yunancada “Her şeydeki mükemmellik” anlamına gelen “Arete” adlı modeli, ana model olarak oluşturulmuş ve Arete’nin kendi içinde 3 ana modeli var; Arete 3 Star, Arete 4 Star, ki az sonra detaylarına gireceğimiz model bu, ve Arete 5 Star.


Öncelikle katalog bilgilerine bakalım;


Gövde Ağacı : Maun
Sap/Gövde Birleşimi : Neck Thru
Sap Ağacı : Üç parça maun
Tuşe Ağacı : Hindistan Gülağacı
Skala : 25,5 inç
Sap Eğrilik Çapı : Konik (10-14 inç)
Üst Eşik Genişliği : 43mm
Perdeler : Jumbo
Köprü : Kilitsiz iki noktalı tremolo
Burgular : Gotoh
Elektronik Sistem : 1 volüm, 1 ton potu – 500K CTS, 5 yönlü anahtar
Sap Manyetiği : GJ2 Single
Orta Manyetik : GJ2 Single
Köprü Manyetiği : GJ2 Humbucker
Boya Türü : Yağlı Cila


Arete’nin ulaşımı, öncelikle, çok şık. Üst seviye Fender ürünlerinin de çantalarını üreten firma tarafından yapılmış kaliteli çantasını açtığınız an sizi üç şey cezp ediyor; Bir, çantadan gelen koku, ki nasıl tarif edebilirim bilmiyorum ama çanta (ve gitar) yiyeceğimsi/tatlı bir kokuya sahip. Aslında gitara uygulanan yağlı ciladan kaynaklandığını düşünmüştüm ama daha sonra elime geçen Select serisi Fender çantasından da aynı koku gelince sorumluyu, kendimce buldum. İkincisi, Gitar, özellikle de gitarın çok zarifçe kendini gösteren maun ağacının güzellikleri. Üçüncüsü ise gitarla gelen aksesuarlar ki o deri askı oldukça pahalı bir hediye, belirtmem lazım ;)


Gitarın gövde tasarımı ana hatlar itibariyle Jackson’un Soloist serisini anımsatıyor. Tam tamına bir kopya değil ama andırmadığı söylemek de imkansız. Gerçi bu tür Süper Strat’lar arasında “mutlak özgün” gibi bir paye verilebilecek bir gitar var mı, o da şüpheli. Neyse gitar, aslında bizde biraz yanlışça “yekpare” olarak nitelendirilen (kelime anlamı itibariyle tam karşılığı bu değil), ecnebilerin “neck thru” dediği birleşime haiz. Sapı oluşturan ana parça üç ayrı bloktan meydana gelmiş ve böylelikle kararlılık arttırılmış. Sap ana hattının her iki yanında yer alan ve gövdenin kanat kısımlarını oluşturan parçalar ise sapla yine aynı tür maundan. Renk, gözenek, ağırlık (daha doğrusu yoğunluk) ve tanelerin birbirine geçişlerine bakarak Honduras maunu olduğu tahmin ediyorum. Gövdeye arkadan baktığımızda ise üst tarafında olduğu kadar alt tarafında da rahatlık konturlarına sahip olduğunu görüyoruz. İşin ilginci, gitar arkadan PRS’in meşhur çift boynuzlu gitarına oldukça benzemekte. Gövde ve sap tamamen yağlı bir bitiş katı ile silinmiş. Elle uygulanan bu yöntem, gitarı özellikle darbelerden koruma adına en zayıf yöntemlerden birisi olmasına karşın, neme karşı yeterli seviyede koruma sağlamasıyla, çok daha az titreşim sönümlendirmesiyle ve gitarın sahip olduğu nemi zaman içinde atabilmesine imkan vermesiyle de bilinir.  Ayrıca eldeki hissiyatı da çok güzel. Evet, ağaçta koruyucu bir katman var ama aynı zamanda ahşabın o satenimsi hissiyatı da elinizde. Gitarın, görece, hafif olması ve tasarımı hem ayakta çalarken, hem de otururken büyük bir ergonomi sağlamakta.


Sap profili olarak “modern C” olarak bilinen tipe yakın diyebilirim. Sap genişliği olarak bazı Fender’lerdeki 42mm üst eşik, 52mm köprü genişliğine alışkın olanlara biraz yayvan gelebilir. Ama alışılmaz değil ve zaten 43mm’ye 56mm’lik gitarlara alışıksanız sıkıntınız olmaz. Daha önce de belirttiğim gibi sap ana hattı üç parça maundan oluşturulmuş. Üstelik sap kafası bölgesinde “ense” adı verilen (ecnebicesi “volute”) tümsek yapı mevcut olması sebebiyle ilave bir puanı daha hak ediyor ki Gibson’lar başta olmak üzere tek parça ve açılı maun sapa sahip gitarların sapları kırılmaları ile ünlüdür. Çok da sık yaşanır zira sap, bu kalın enseden mahrum olarak üretildiğinde sap kafası bölgesindeki iç gerilmeler, sap çeliği kanalı nedeniyle oluşan incelme/ağaç kaybı ve yine o bölgedeki tanelerin zayıflamasına bağlı nedenler söz konusudur. Ancak bu durum Arete’niz için endişelenmeniz gereken bir hadise değil. Sap kafası olarak Jackson’ları andırmadığını söylemek zor. Ancak yine de kendine özgü bir tarafı da var ve kafa üzerine ustalıkla yerleştirilmiş gülağacı kaplama ise son derece zarif.


Perde işçiliği gitarın en önemli kazançlarından biri. Konik olarak biçimlendirilmiş tuşesi ilk perdede 10, son perdede ise 14 inçlik çapında bir bombeye sahip. Böylelikle hiçbir noktada rahatlıktan ve tel bükme sağlığından taviz vermemiş oluyorsunuz. Son olarak basit ama zevk sahibi tuşe süslerine de dikkat diyorum.

Gitarın tremolo ünitesi, resmi sitelerinde belirtilmemiş olmalarına rağmen, görebildiğim kadarıyla Gotoh 510T SF2. Benim en sevdiğim iki noktalı tremololar bunlar; eski usül bükülmüş çelikten tel yuvaları (saddle), kalın ve güzel, soğuk tavlanmış çelikten tremolo blokları ve kaliteli çapalarıyla birinci sınıf bir tremolo bana göre. İşlevsel olarak da floyd rose ile yapılabilecek bir çok zıpırlığı da yapmanıza imkan veren bir sistem. Akord burguları ise Gotoh. Kilitli modellerden değiller ve olsalardı, bence, biraz daha iyi olurmuş. Gitarı kullandığım zaman zarfı içinde normalin dışında bir akord sorunu yaşamadım. Tek istisnam var, o da tremolonun sınırlarını test ettiğim an ki zaten o anların sonunda da akord tutabilseydi, gitarı bir sunağın üzerine koyar günde dört kez tavaf ederdim sanıyorum :) Ama neticede epey pahalı ve özel bir alet bu ve düzgün bir kilitli burgu setini hak ediyor. Üst eşik işçiliği gayet tatminkar. Ancak burada bir sıkıntım var. Normal koşullar altında maksimum akord kararlığı adına köprüden gelen teller, üst eşikten geçerken/geçtikten sonra dümdüz gitmesi icap eder. Bu olmadığında, özellikle Tremololu gitarlarda akord kayıpları yaşanma olasılığı çok daha büyür zira belirli bir gerginliğe sahip tellerin üst eşiğe uyguladığı kuvvet, dolayısıyla sürtünme artar. Bana göre böyle düz gelmemesi bir tasarım hatasıdır. Sadece Arete için değil bu sözlerim, çoğu Jackson, Gibson Les Paul ve SG gibi popüler gitar için de aynen işler. Keşke yeni bir form oluşturulurken buna da dikkat edilseymiş.


Arete’yi özel yapan unsurlardan birisi de Grover Jackson ve ekibi mümkün olan “tüm” parçaları bizzat üretmeleri: ergonomik pot başları, manyetikler, manyetik çerçeveleri, kapaklar... Bu gerçekten çok güzel bir hadise. Bu arada plastik pot başlarını şekil olarak pek sevmedim ama işlevsel olarak gayet güzel. Kaymadan kolayca döndürebiliyorsunuz potları. Kullanılan elektronik aksam da gayet kaliteli: CTS potlar, poliester film ton potu kapasitörü ve CRL seçici anahtar. Lehim işleri de gayet iyi. Ayrıca elektronik ve tremolo havuzlarındaki, yani kapaklar ardındaki kesim/üretim işleri de gayet şık. Örtü altındaki bölgelerde bile estetikten taviz verilmemiş. Buna ilave bir puan daha veririm.


Duyum anlamında ise maunun formun tümü için yegane yapı elemanı olarak tercih edilmesinden kaynaklı belirgin bir mid karakteri mevcut. Oldukça canlı ve parlakça bir tınısı var gitarın. Bu parlaklığı ise gitarın tel boyuna, neck thru olmasına ve bloğuyla, tel yuvasıyla, yaylarıyla bir bütün olarak tremolo sistemine bağlıyorum kendimce. Sap manyetiği, bildiğimiz eski usül (noiseless, stacked filan olmayan) tek sarımlı bir strat manyetiği. Burada ton gayet parlak ve net bir strat sap tonu düşünün, maun sap-gövde kombosundan kaynaklı midler ekleyin. Eski usül bir amfi ile saatlerinizi geçirirsiniz de haberiniz olmaz. Ara tonlar ve orta konumu da yine akla tipik bir strat muadil tonunu getirerek düşünebilirsiniz. Köprü humbuckerı ve ortanın beraberce, bobinler bölünmeden çalıştığı konum ise twang faktörü en belirgin olan yer. Köprü manyetiği ise suyun kaynadığı, ortalığı ateşlendirdiği yer olarak özetleyebilirim. Ama sakın akla delinin bobini bellediği gibi çılgıncasına sarılmış, üç beş seramik mıknatıslarla donanmış ağır metalci manyetikleri gelmesin. Bu çok daha mütevazı, çok daha 80’ler işi bir manyetik. Özellikle 80’lerin HSS gitarlarını, parlakça (hatta bazen cırtlak bile olabilen) Hard’n Heavy tonlarını seviyorsanız, tayt giymek, saçlarınızı katlı kestirmek, jaluzi gibi güneş gözlüklerine sempati besliyorsanız, hele bir de serde eski Jackson’lara duyulan özlem/aşk varsa bu gitarı sakın hafife almayın. Ya başka kimler çok sever? Kesinlikle shred işleri peşinde koşanlar. Tam onlara göre pek çok avantaja sahip. Ne de olsa shredin harman olduğu, hızlı çalamayanın, tapping yapmayanın adam yerine konmadığı yıllara mim koyan adamın tasarımı ;) Ayrıca “Nerede o eski direklerarası, nerede o eski Jackson Soloistler?” serzenişindekilere (gerçi şimdinin soloistleri de gayet güzel ya, neyse), butik gitar olmazsa olmaz diyenlere, “alacaksan bir tane al, iyisini al” düşüncesi ile gitarına beyaz eşya muamelesinde bulunanlara, heavy metalden hard rock’a ve caz füzyon işlerine kadar geniş bir yelpazeye sahip bir gitar isteyenlere, herkeste olmayan bir gitar isteyenlere deva, hastalara şifa, efendim. Gitara bulabildiğim tek büyük kusur ise fiyatı. TR bayisi Pluton Müziğin bir çabası olarak alet ABD fiyatıyla aynı (hatta bazı ABD bayilerinin fiyatları daha pahalı), Avrupa fiyatlarından ise daha ucuz (mesela İngiltere’den en az 150$ daha ucuz). Ama yinede 2999$’lık bir etikete sahip. Gerçi buna denk özelliklere sahip bazı Suhr’lerin 4000$-5000$’a satıldığını düşünerek yeniden değerlendirirsek farklı sonuçlara da varabiliriz ama...

Videosu için;
http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=wZJw1VKZaRQ

http://www.plutonmusic.com/products.asp?M=18&C=169&P=416 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder