25 Mayıs 2011 Çarşamba

ENSTRUMANTAL ŞAHESERLER

YUXEXES Gitardaki Sarmaşık köşesinin, Kasım 2007 sayısında şöyle bir girizgah yapmışım;

“Bu sayıda bahsetmek istediğim konu, zaman içinde devamını da getirmeyi düşündüğüm bir tema oldu ve enstrümantal albümler hakkında…

Bu tür albümler çeşitli şekillerde ve tarzlarda karşımıza çıkabilir. Burada yer alanlar/alacaklar ise genel anlamda, salt gitar albümü sayılabilecek veya bireysel enstrumanizmin baskın olduğu albümlerden ziyade, genel müzisyenliğin ve grup müziğinin ağır bastığı örnekler olarak yer aldılar. Bu tür bazı albümler, istisnaları olsa bile, genelde ıskalanmış albümlerdir bana göre. Bir A grubunun dünyada B kadar takipçisi olabilir. Ancak bu A grubunun elemanları ile daha da ünlü C grubunun üyelerinden oluşan bir D proje grubunun takipçisi B ile kıyas götürmeyecek kadar az olur genelde. Bazen proje gruplarında ortaya çıkan müzik çok da muazzam sayılmayacak bir şey olabilse bile, kimi zaman da çok başarılı olabilme potansiyelini taşır. Taşır da o potansiyel, kinetiğe dönüşmez pek. İşte bu yazımda (çoğu, hepsi değil) ıskalanan enstrümantal albümler ve bazı önemli gruplara yer vermek istedim. Umarım bu yazı bir vesile olur da, bu müzikler, onları sevecek ve onlara değer verecek insanlara ulaşır. Ayrıca burada zikrettiğim albümler biraz abartılı bir başlık içindeler; “Enstrumantal Şaheserler”.  Ama dikkat çekici bir tema başlığı olduğu kesin…”

Devamı gelemedi aslında :) Ama yine mevzubahis yazı aşağıda, umuyorum ilginizi çeker…

ENSTRUMANTAL ŞAHESERLER

Alex Skolnick Trio - Goodbye to Romance : 2002 yılının en sürpriz albümlerinden birisi, şüphesiz bu albüm idi. Testament ile taş gibi thrash yapan, ardından Savatage ve Stu Hamm ile çalışmalar, turneler yapan bir gitarist birden ortadan yok olmuş, geriye solo çalışma babında bu albümle dönmüştü. Albüm dokuz tane rock klasiğinin cover versiyonlarından oluşuyordu. Elbette bu tür albümlerden dolu vardır diye düşünenler yanıldı zira Alex bu rock şarkılarını, caz triosu ile beraber, naif bir şekilde yorumlamıştı. Kiss’den “Detroit Rock City” notalarını ilk duyduğunuz andan itibaren ortada farklı bir yaklaşımın varlığını hissediyorsunuz. Who’dan “Pinball Wizard”, Scorpions’dan “Still Loving You”, Ozzy Osbourne’dan “Goodbye to Romance”, Kara Sabahattin’den “War Pigs” ve Aerosmith’den “Dream On” gibi eserler çok tatlı bir şekilde yorumlanmış halleriyle arzı endam ediyorlar bu albümde. Bu albümün bana göre en dikkat edilmesi gereken avantajı, rock dinleyen ancak caza bir türlü ısınamamış insanlara, caz müziğin kapılarını aralamak babında zarif bir girizgah olabilme potansiyelidir.  Iron Maiden fanlarına küçük bir not, Alex ikinci A.S.T. albümünde, doğaçlama bölümleri de içeren bir Trooper yorumuna yer verdi. Maiden’ı hiç caz olarak dinlemedim demeyin ;)


Virgil Donati - Serious Young Insects : Avustralya’nın ritim dünyasına kattığı en büyük değer diyebileceğimiz bir müzisyen Virgil Donati ve onun ikinci solo çalışması ki ilkinin durumu göz önüne alınırsa ilki de sayılabilir. Albümün zenginliği, ortalıkta dolaşan ve baş tacı edilen çoğu albümün çok üzerinde. Ritmik altyapı, elbetteki olması gerektiği gibi oldukça güçlü. Ama bu altyapı sadece davulun oluşturduğu bir şey değil, tüm enstrumanların bir bütün oluşturduğu bir doku söz konusu. Donati’nin davul kullanımı, aksak ritmlerdeki ustalığı göz doldurucu. Native Metal, Alien Hip-Hop, etkileyici bas bölümleriyle “Sort Yourself Out”, “Trencheman”, “Running With The Aliens” gibi şarkılar dikkat çekici. Albümde yer alan diğer müzisyenler ise Avustralyalı, nispeten çok tanınmamış isimler iken konuk müzisyenlerdeki Brett Garsed adı, ki harika bir gitaristtir, gözlerden ve kulaklardan kaçmıyor. Güzel bir kaynaşma (füzyon :P ) albümü derim ben.

Bozzio Levin Stevens - Black Light Syndrome : Frank Zappa ile çalışma ayrıcalığına sahip, ayrıca onunla çalışabilecek kadar üst seviyede bir müzisyen olan, ki en sevdiğim davulcuların başında gelir, Terry Bozzio ve King Crimson, Peter Gabriel, Arif Mardin, Alice Cooper, Paul Simon, Ringo Starr, Robert Fripp, Mark Knopfler, Al Di Meola, Tom Waits, Rithie Sambora, YES, Andy Summers gibi sayısız ufak tefek(!) efsane ile çalışmış, bas gitarın ve stick’in üstadı Tony Levin yanlarına bir gitarist seçecek olsalar, aklıma hesapsızca gitarist gelirdi. Ama Steve Stevens ilk yüze bile girmezdi herhalde :) Zira Steve’in, Bozzio veya Levin gibi bir kariyerden ziyade Billy Idol gibi insanlarla çalışan ve 80’lerin aslan yelesi saçlı, abartılı imajlara sahip biri olmasını neden olarak verebilirim. Uzunca bir süre bu Steve Stevens’ın, o abarık saçlı Steve Stevens olduğunu idrak edememiş olmam da ondandır :) Ancak imajının ötesinde, ne kadar kaliteli bir gitarist olduğunu bu albümde ve diğer B.L.S. albümü olan “Situation Dangerous” da görebilmek mümkün. Albüm zengin içeriğiyle emsallerinin birkaç adım ötesinde. Akustik pasajlar, perküsyonlar, sert bölümler, cümlelemeler, tempo, sound, enstrüman icraları, düzenlemeler… Kesinlikle bireysel “aman öyle bir solo atayım da filanca milletinin dibi düşsün!” durumu pek yok. Üst seviyedeki müzisyenlik var. Abartıdan genel olarak uzak, ustaca ve minimal. Keyifli bir müzikal yolculuk. Aynı zamanda al ders diye okut, o derece… 2. B.L.S. albümü “Situation Dangerous” ise bu albüme göre biraz daha olgun gelir bana, onu da çok severim. Ama bu albüm küçük bir farkla önde ;)

Jim Matheos : First Impressions ve Away with Words : Fates Warning gibi dünyanın en iyi progresif metal gruplarından birisinin gitaristinin solo albümü nasıl olur? Jilet gibi sololar, taş gibi  ve sert gitar soundu? Hayır, hiçbirisi değil. İnadına akustik ve yumuşak, hatta birçok kaynakta New Age olarak anılmasına neden olacak hafiflikte bir çalışma. Sonuç? Mükemmel. Hayatın insanı yıprattığı anlarda, bir sonbahar hüznünde, kulağınızda tınlayabilecek bir müzik. Mükemmel bir sound, bestecilik ve düzenlemeler içeren, keman ve viyolonsel eşliğinde sunulan akustik bir şâheser. “Remembering Rain” ve “Winters Thaw” zaten ilk elden damardan giriyorlar ve “Silent Snow”, “Secret Snow” ile albüm bitesiye dek sürüyor bu boyutsal yolculuk.  99’daki “Away With Words” ise daha farklı bir çizgiye sahip ki ilk girdiği andan itibaren farkı hissetmek mümkün. Farkı yaratan önemli iki unsur Fates Warning’in de davulcusu olan(şu an grupta değil), benzersiz insan Mark Zonder ve bas gitar virtüözü Michael Manring. Ayrıca ilk albümde de çalan keman üstadı Charlie Bisharat’ı da atlamamak lazım. Bu albümü akustik bir prog albümü olarak da nitelemek mümkün olabilir. Ancak yine de oldukça sade ve gösterişten uzak bir çalışma. Ayrıca “Tongue Tied”  gibi daha bir folk şarkılar da mevcut. Palindrome, The Language of Silence, A Conference of Clouds, The Last Light of August albümün tepe noktalarından. Goodnight, Goodbye ise tam bir ayrılık şarkısı. Iskalanmaması gereken bir albüm, yeri ise arşiv değil başucunuz olmalı…

 Coven/Pitrelli/Reilly – CPR : Yine bir virtüözler toplaşması. İleri üçlüde bas üstadı Randy Coven (Steve Vai, Yngwie Malmsteen, Blues Saraceno, Jeff Watson, Ark), tecrübeli gitarist Al Pitrelli (Asia, Widowmaker, Savatage, Megadeth, Alice Cooper, Joe Lynn Turner) ve John Reilly var. Ancak öyle konuk müzisyenler var ki Allah Allah dedirtiyor :) Kimler mi? Vito Bratta (White Lion) desem? Zakk Wylde desem? Bakın Steve Morse (efsane!) bile diyorum :)  Netice nasıl derseniz, tipik bir Steve Morse Band albümünü düşünün, yaklaştınız sayılır. Kaliteli bir enstrumantal rock albümü. Ancak albümün tamamı öyle değil. AC-DC yorumu “Back in Black” ve “I Wish” sözlü iki şarkı olarak dikkat çekiyorlar.  Tek albümlük, pek bileni, tanıyanı çıkmayan, unutulmuş bir proje. Hakkında bilgi bulması biraz zor. Ancak ararsanız bu efora değecek bir albüm.


 Liquid Tension Experiment – LTE II : Dream Theater’ın beyin işlevi gören John Petrucci ve Mike Portnoy, 1998 yılında, yanlarına az önce de bahsetmiş olduğum efsane basçı Tony Levin ve o vakitler DT üyesi olmayan Jordan Rudess’i alarak LTE adlı projelerini gerçekleştirmişlerdi. Albüm belli bir başarı yarattı ve bunun akabinde, 99 yılında, ilkine göre dinlenebilirliği daha fazla olmasının yanında, yine de doğaçlama kökenli oldukları belirgin olan LTE II’yi yayımladılar. “Acid Rain” gibi “muhteşem” bir şarkı ile açılıyor albüm ve daha ilk anda Petrucci’nin 7 telli Ibanezini hissediyorsunuz :) Adını migren için kullanılan bir ağrı kesiciden alan ve Jordan’ın piyanoda devleştiği “Biaxident”, bas groovelarıyla keyifli bir şarkı “914”, albümün en etkileyici boyutlarından birisi olan “When The Water Breaks”, doğaç yanı ağır basan “Chewbacca”, albümün yumuşak noktası olan ve çok tatlı piyanoları barındıran, 10 dakikanın nasıl geçtiğine şaşırabileceğiniz “Liquid Dreams”, bir veda çalışması olarak da “Hourglass”… Boş yok yahu :)

Devamı gelebilir ;)

Barış Şahin...

Tarafımdan yazılmış olan bu içerik YUXEXES Dergisi "Gitardaki Sarmaşık" Köşesinde yayımlanmıştır. İzin alınmaksızın ve/veya "TAM" kaynak gösterilmeksizin alıntılanması, kopyalanması durumunda derginin yayımcı şirketi gerekli her türlü yasal yaptırımlara başvurmaya yetkilidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder