15 Kasım 2011 Salı

Heritage H-535 İncelemesi


Heritage H-535 İncelemesi



Heritage firmasının hikâyesini daha önceki sayılarımızda yer alan H-150 incelemesinde editörümüz Cem anlatmıştı ki buradan‘dan da ulaşabilirsiniz,  Kaçıranlar veya bilmeyenlere özet geçecek olursak hikâye Orville Gibson’ın 1890’larda Kalamazoo’da bir ahşap enstruman üreten bir işletme açmasına kadar gider. 1944’te firma “Chicago Musical Instruments” adlı başka bir firmaya satılır ancak Gibson ismi marka olarak devam eder. Zaman içinde çeşit çeşit kaliteli akustikler, yarı akustikler ve katı gövde elektrik gitarlar üretilir… 1968 yılında ise Gibson’da, “Norlin” dönemi başlar. 1984 yılında ise yönetim düşük satışları sebep göstererek Kalamazoo’daki tesisleri, geride onlarca çalışanla birlikte kapatır. Böylelikle Gibson için kökü 1890’lara kadar giden Kalamazoo dönemi kapanmış olur, lâkin o küllerden yepyeni oluşum meydana gelir.



Birkaç tecrübeli lütiye bir araya gelir; Jim Deurloo, Marv Lamb, J.P.Moats ve Bill Paige bu oluşumun kurucularındandır. Jim Deurloo daha sonraları bir röportajında “Heritage (Türkçesi “Miras”) bir isimden daha fazlasıydı bizim için” der, “Bu ne olduğumuzdu. Tüm hayatımız boyunca gitar yapıyorduk!”. Deurloo’nun 1958 yılından beridir o fabrikada çalıştığını da belirtelim de Heritage’ın lütiyelerinin yaş ortalamaları konusunda da bir izlenim oluşsun. İşin tarih kısmı bir yana Heritage firması 80 ortalarından beridir eski usul teknikler, eski usul ustalar ve eski usul kalite anlayışıyla üst seviye gitarlar üretmekte. Katı gövdeli elektrogitarlarda daha ziyade Les Paul, Les Paul Jr. türevi ürünleri mevcut. Denemeye aldığımız gitar, H-535,  ise Gibson’un meşhur yarı akustiği ES-335 modelinin Heritage yorumu. Yani daha önce bir ES-335 çalma imkanınız olmuşsa temel yapı, denge, rahatlık, sap, tuşe hissiyatı ve temel sound konularında az çok ne ile karşı karşıya olduğunuzu öngörebilmeniz mümkün. Ama bu gitarda fazlası var, fazlası az sonra…



Önce temel özellikler ile başlayalım;

Gövde Ağacı: Alevli akçaağaçtan oyulmuş ana iskelet üzerine tek parça dalgalı akçaağaç ön ve arka kapak ve krem rengi fileto (Binding)
Sap Ağacı: Tek Parça Maun (19. perdeden gövdeye bağlanmakta)
Tuşe Ağacı: Gülağacı
Tel Boyu (Skala): 24,75 inç
Tuşe Süsü (inlay): Sedef noktalar (gerçek sedef)
Akord Burguları: Grover Rotomatic
Köprü: ABR-1 Tune-o-Matic
Manyetikler: Seymour Duncan Seth Lover
Cilâ: Nitroselüloz Lake
Renk: Almond Sunburst



Gitarın çantasını açtığınız anda gitar, büyük bir zarâfetle size göz kırpıyor. Dokunmaya bile kıyamıyor insan. Kucağınıza aldığınızda ise cilâ işçiliği daha baştan tam puan alıyor. Gitarın hem “almond burst” denen uygulamasının çok lâtif uygulanmış olması, hem de nihai cilânın mükemmelliği dikkate şâyân. Gitarı dıştan incelerken üst eşiğe odaklanıyorum. Bir gitarın işçiliğini değerlendirirken bakılması gereken ilk nokta üst eşiktir zirâ. Oraya gereken önem gösterilmişse, gitarın geneline de gösterilmiştir ekseriyetle. Üst eşikteki işçilik göz alıcı. TusQ olduğunu tahmin ettiğim üst eşik, tel yuvalarının açılış nizâmı, tertibi, tel yüksekliği hesabı ve genel form verilme özeni ile çoğu üst segment gitardan bile sıyrılıyor. Dikkatimi çeken ayrı bir görsel şıklık daha var; gitarı reel dünyada denemeden evvel, fotoğraflarından gördüğüm kadarıyla siyah plastikten yapıldığını sandığım pena muhafazasının aslında cilâlanmış abanoz olması. Küçük bir ayrıntı ama nihai albeniyi arttıran ve gitara ödenecek bedel sonrasında “helal olsun!” dedirtecek önemli bir efor.



Gitarın sap kalınlığını kumpas ile ölçmedim ancak hatırı sayılabilecek kalınlıkta olduğunu belirterek sap bölümünü değerlendirmeye başlayabilirim. Peki bu olumsuz bir özellik mi, değil. Bir gitaristin hem eli çok küçük, hem de gitarın sapını başparmağı yukarıdan kavrayacak şekilde tutmaya çalışıyorsa zorlanabilir, kabul. Ancak öncelikli olarak tonal getirilerini düşünecek olursak, bu nispeten kalın yapısı gitarın tonunun güzelliği konusunda tam bir gizli silah. Kalın dediysek gitar alemindeki “kalın” olarak nitelendirilen bir inç ve dahası sınırlarında değil, o kadar kalın değil. Ancak modern “C” profil stratlara alışıksanız ve 60 öncesi Les Paul saplarına yabancıysanız (R7, R8 filan) ilk seferinizde şaşırabilirsiniz. Hele hele kağıt inceliğindeki Ibanez wizard’lara alışıksanız cin çarpmışa bile dönmeniz olası. Ancak peşinen söyleyeyim, çok kolay alışıyor insan. Üstelik eğer alışırsanız, daha ince sap profiline sahip bir gitara geri dönüşünüz zor. Kendi adıma elim pek ufak sayılmaz ve ben ne üst, ne de alt perdelerde sıkıntı çekmedim. Hem solo çalarken, hem de cins akorlar seslendirirken… Perdeleri de ölçmedim ancak medium-jumbo olduklarını tahmin ediyorum. Perde işçiliği, bir gitarın işçiliğini değerlendirirken ikinci sırada dikkat edilecek noktadır ve H-535 perde işçiliği açısından hakikatten pek çok türdeşine kıyasla belirgin üstünlük sahibi. Gibson tipi fileto (binding) işçiliği bir yandan, sorunsuzca yapılan bendler, net ve zırıltısızca tınlayan notalar ve akorlar bir yandan çalımınıza zevk katıyor. Tuşe süsleri ise sade bir tercih olarak sedef noktalardan seçilmiş, büyük olasılıkla Es-335 Dot’a bağlı da kalmak için. İşin zarif tarafı sentetik “pearloid” değil, gerçek sedef (mother of pearl) malzeme seçilmiş olması.



Köprü ve tailpiece köprü elemanlarının seçiminde de, gitarın genelinde olduğu gibi masraftan kaçınılmamış ve çok kaliteli parçalar tercih edilmiş ki gitara daha da değer katan bir strateji olmuş. Yani bu türden bazı gitarlarda yaşanan “gitarı aldık, haydi T-o-M köprüyü pigtail ile değiştirelim” gibi bir hareket ihtiyaç değil. Alüminyumdan gayet güzel bir köprü sistemi hali hazırda mevcut.



Gitarın en vurucu ve stratejik olarak isabetli kararlarından birisi manyetik ve elektronik sistem tercihleri bana göre. Genelde Gibson’ların manyetiklerinin bir bölümünden çok hoşlandığımı söyleyemem. Üstelik elimden geçen bazı Gibson manyetikleri açtığımda karşıma çıkan bir takım şeyden de çok hoşlanmayınca bu fikir, denemediklerim için de önyargısal hisler uyandırdı hatta ve iyice mesafe oluştu. Neyse H-535 için Heritage’ın tercih ettiği manyetikler tüm humbuckerlar arasından en sevdiklerimden birisi olan Seymour Duncan Seth Lover. Özel üretim atölyesi (custom shop) çıkışlı alternatifleri değerlendirmeden önceki en iyi humbuckerlardan birisi. Tam bir AlNiCo 2’li PAF kendisi. Mükemmel sarılmış, en ince, en saçma ayrıntısına kadar eskinin PAF manyetikleri baz alınarak üretilmiş manyetikler bunlar. En saçma ayrıntısı derken de şunu kast ediyorum bobin karkas malzemesinden, bakır telinin kaplamasına, bobinlerin birisinin “spacer” denen dalgasının akçaağaç (çağdaş manyetiklerde genelde plastik olur) olmasına kadar bir PAF klonu. Dahası bu manyetiklerde Parafinleme/mumlama hadisesi yok. Çok iyi sarılmış olmasının ve parafinlenmemiş olmasının neticesinde tarifi çok zor bir sound sunuyorlar. İyi bir amfide temiz tonlarda biraz takılın anlarsınız. Rüya gibi! Özellikle sapta çok net bunlar. Bir strat ile kıyaslamıyorum, o kadar değil ama kısa skalalı, LP tarafında bir gitar için çok net, (gitar da buna uygunsa) oldukça lâtif, çok katmanlı doğuşkanlar/üst armonikleri duyabileceğiniz bir manyetik. H-535 için ise belki de en güzel seçenek. Manyetiklerin bana göre olası tek zayıf yönü, ki bana göre “kesinlikle” dezavantaj değil bu husus, parafinlenmedikleri için yüksek drivelı tonlarda feedback’e girebilme olasılığı. Benim denediğim H-535 ile böyle bir şey yaşamadım. Lambalı bir Laney, bir Fender ve bir de Marshall ile denedik birkaç kişi, sıkıntımız olmadı bu hususta. Olsa da sorun değil zirâ Nash S-57 yorumumda da belirttiğim gibi çok sert sound peşindeyseniz böyle bir yarı akustik ile ne işiniz var ki, değil mi? Belirtmeden geçmeyeceğim, gitarın potansiyometreleri de oldukça kaliteli olanlardan. Belki ince bir ayrıntı gibi dursa da LP’lerden SG’lerden çok daha önemli iyi manyetik ve elektronik sistemin kullanılması. Bu gitarların arkasında bir elektronik havuza ulaşım kapağı bulunmaz ve bu türden gitarlarda pot değiştirmek, manyetik takmak filan lütiye kâbuslarındadır. Dolayısıyla gitarın “benim potlarımı değiştirt” veya “manyetiklerim kötü, bunların yerine başkasını taktırt” diye bağırmaması, bu tür gitarlar için elzem bir husus. Jack girişinin ise ES-335’lerde olduğu gibi gövde önünde alt kısma taşınması isabet olmuş. Bu da bir detay ama pratiklik adına önemli…



Çalım olarak incelendiğinde dünyanın en ergonomik gitarı ödülünü almak konusunda pek umudum olmaz. Ancak ayakta PRS Hollowbody II gibi tam boş gövdeli elektrik gitarlara ve SG’ler gibi ince gövdeli gitarlara nazaran daha dengeli olduğunu söylemek mümkün. Oturarak ise tipik bir koca gövdeli yarı elektrik...

Amfiden gelen tonları değerlendirme bakımından ilk denediğim şey, benim için bu tür gitarları sevme sebebim olan “woman tone” hadisesi oldu. “Cream” size krem şantiden (ki onu da çok severim o ayrı) veya kremadan daha farklı şeyler de ifade ediyorsa ve “Crossroads” sizin için de bir ton klasiği ise bu gitarı çok seveceksiniz zira manyetik seçiciyi orta konuma, yani her iki humbucker’ı da (paralel olarak) çalıştırdığımız konuma alıp, köprü manyetiğini de 6-7 arasına aldığımızda çok tatlı bir tona ulaşabiliyoruz. Sap manyetiği ile oynarken tam da Clapton’un Cream dönemi “kadın tonlarına” ulaşmanız için kasmanıza çok hacet kalmıyor. Elbette amfiye şiddetle bağlı bir hâdise bu. Ancak gitarın özyapısal özellikleri ve manyetik karakteristikleri nedenlerine bağlı olarak, hem birkaç çeşit lambalı amfi, hem de Line 6 Pod 2.0 ile denediğimde bu tür tonlara nispeten kolayca ulaşabildim. Ton ayarları ile oynayarak oldukça kalifiye caz tonlarına da ulaşabiliyorsunuz ki gitarın, manyetikleriyle beraber, ana oyun sahası caz, hemen her türden blues, RnB, pop ve çok abarmayan rock biçiminde öngörülebilir. Bu arada gitarın tam anlamıyla sustain dostu olduğunu da özellikle vurgulamak isterim. Hele hele floyd rose türü köprüye sahip gitar kullanıcıları, bu gitarın doğal sustaini karşısında pozitif anlamda dumur yaşayacaklar, garanti veriyorum. Profesyonel müzisyenler, stüdyo gitaristleri, mükemmel vintaj tonların müptelâsı olanlar, Cream ve/veya John Mayall’s Bluesbreakers dönemi Clapton tonlarının fanları, caz müzisyenleri, ister ziyâdesiyle eşlikçilik yapan, ister soloya odaklanmış gitaristler, kalitesinden emin olacağı rüya gibi bir gitara sahip olmak isteyenler Heritage H-535’de beklediklerinden daha da fazlasını bulabilirler, benden söylemesi…

Bu gitar için Pluton Müzik'ten Olay Andaç'a ne kadar teşekkür etsem azdır ;)


Tarafımdan yazılmış olan bu içerik Sound Dergisindeki "Gitarizm" Köşesinde yayımlanmıştır. İzin alınmaksızın ve/veya "TAM" kaynak gösterilmeksizin alıntılanması, kopyalanması durumunda derginin yayımcı şirketi gerekli her türlü yasal yaptırımlara başvurmaya yetkilidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder