3/11/2013

Fatih Yılmaz Özel Röportajı (2013)



Merhabalar Fatih. Üç yıldan sonra tekrar beraber bir röportaj yapıyoruz (ilk röportajı okumak için lütfen tıklayın). Ama bildiğin gibi bu kez ana temamız farklı; Nova Custom Gitarları hakkında. Üç yıl önce “Türkiye'nin sahip çıkacağı ve kullanacağı bir markası yok. El yapımı standartlarında seri üretim projesi var kafamda...” demiştin ve sanıyorum Nova Custom’dan bahsediyordun. Bize bu projen hakkında, kafanda ilkin nasıl oluştuğu, nasıl geliştiği hakkında bilgi verebilir misin?

Tabi, seve seve. Daha önceden standart olarak müzik piyasasında bulunan gitarlar için yan ürünler yapmak gibi bir proje ile başladık. Elektrik gitarlar için sap ve gövde yapımı üzerine bir bant sistem üzerine kafa yoruyorduk. Bir şeyler ciddi ciddi oturmaya başladığında da, hazır ürünlerin tasarım yönünden bazı noktaları rahatsız etmeye başladı. Sonuçta bu tasarım hataları çıkarıldığında geriye kalan proje de, bizim üretim ayağımızın ilk adımı oldu. Nova, adı neredeyse evrensel olarak "yeni, çekirdek"  anlamına gelmekte. Bizim bu ismi seçmemizin sebebi ise, gene gitar fakat bu sefer yenilenmiş yüzüyle sizlerin hizmetine sunulmakta mesajını vermektir.

Peki Fatih Yılmaz elinden çıkmış olan veya çıkabilecek bir gitardan her açıdan, işte manyetik, ağaçlar, gövde formları gibi, farkı nedir bu Nova’ların?

Tasarımları ve nitelikleri farklıdır. Kişiye özel gitarlar yaptığımızda, kişinin tercihleri ön sıradadır. Nova projesinde ise bugüne kadar edindiğimiz tecrübelerin elle tutulur hali öne çıkmakta. Ağaçlar olarak yine aynı stoğumuzu kullanmaktayız. Manyetikler standart olarak Seymour Duncan, Fly Pickups, GFS ve Dimarzio tercih edilmekte. Aradaki en büyük fark şu olur, kişiye özel yapımlarda manyetiklerin modifiye edilmesi durumu vardır, bu da ancak hedeflenen ince bir detay var ise uygulanır. Bunun dışında gitarımızın en büyük özelliği; her parçasının değiştirilebilir olmasıdır. Nasıl ki 50-100 yıllık firmalar aynı hatalı tasarımları ısrarla üretmeye devam etmekte ise, biz de eğer bir hata yapıyor isek bunun önünü almak istedik. Örnek olarak bir gitarın sap bağlantı vidalarının yerleri, vidalı bağlantılarda sap gövde stabilitesi bazen sorun yaşatabiliyor kullanıcıya. En basitinden eksen kaymasına sebep olabiliyor. Yani saptan kavrayarak gövdeye yatay eksenden baskı yaptığımızda, sap gövde bağlantısı gıcırtılı bir ses çıkararak oynuyor ve tekrar eski haline gelmesi için epey ayarlama yapmanız gerekiyor. Şimdi bu kaçınılmaz bir durumdur, gitarınız boynunuzda askıdayken bu baskıya maruz kalır, düştüğünde maruz kalır yada kılıfında taşırken tek taraftan askıyla taşımanız bu baskıya sebep olur. Kendi tasarımımızın sahip olduğu açılı sap-gövde bağlantısını yaptığımızda bu sorun ortadan kalkmış, oynama en aza indirgenmiştir. Şöyle ki, gitarınızın sapını oynatabilirsiniz, gitarınızı düşürebilirsiniz yada baskı altında kalmasına sebep olabilirsiniz. Bunlar zaten gün içinde birçok defa gerçekleşen şeyler. Mesele şu: sap yine aynı noktaya geri dönüyor mu? Bir Nova Gitarınının sapını elinizle zorlarsanız, sap ya oynamaz, ya da aynı noktaya geri döner. İkinci nokta sap ayar çubukları. Hemen hemen hiç bir markada sap çubuğunu yerinden oynatmak- modifiye etmek mümkün değil. Nova’larda ise sap çubuğunu sadece 3 dakikada yerinden sökebilir ve tekrar geriye takabilirsiniz. Sap çubuğunda sorun yaşadığınızda size ciddi maliyetlerle geriye dönen bu durum, Nova’da geçerli değil. Neredeyse tel değiştirmek kadar kolay, aynı sürede ve bir set tel kadar ucuz.



Ama en büyük fark nedir derseniz, form derim.

Form, evet form kısmı ise ciddi bir konu gerçekten. Her detayı incelikle düşünülmüş, karar verilmiş ve istenen sonuca ulaşılacak şekilde çalışılmıştır. Bir şey yapmanın iki temel evresi vardır ki bu sıkıntıyı en çok mimaride görürüz; “estetik” ve “işlevsellik”. Bu ikisini aynı noktada yakalayan tasarımlar gerçekten başarıya ulaşmıştır. Formlar da hem işlevsel hem estetik olmalıdır. Çoğu müzisyen Nova’lara uzaktan baktığında standart üretimlere benzetebilir. Yakından baktığında ise daha önce karşılaşmadığı bir yapıyla karşılaşır. Sap formları genel olarak gitarlarda, ilk pozisyondan son pozisyona kadar aynı devam eder, fakat biz ilk pozisyonlarda C, sonlara doğru da D şeklini alan bir sap ürettik. C formu ilk pozisyonlarda rahattır fakat üst pozisyonlarda biraz yoruyor açıkçası, aynı şekilde D formu da ilk pozisyonlarda insanı biraz rahatsız ediyor ama son pozisyonlara doğru ciddi rahatlık sağıyor. Yani C mi D mi diye seçmektense neden ikisini de kullanmıyoruz fikri var ortada. Denedik, daha önemlisi gitaristlerin deneyimlerine sunduk. İlk başta ciddi bir yadırgama olsa bile 5-10 dakikalık bir çalımdan sonra inanılmaz bir alışma evresi ve rahatlık yerini alıyor, gitarist keyifle çalmaya devam ediyor. Bu konuda aldığımız geribildirimler cidden olumlu, cidden.

Fatih Yılmaz ve Emrah Almış

Facebook sayfasından görebildiğim kadarıyla Classic S, Classic T ve F-1 olarak üç ana model var. Hepsi bu kadar mıdır, bize Nova Custom Gitarları’nın ana modellerini, ayrıntılı olarak tanıtabilir misin?

Kesinlikle bu kadar değil, benden  bu kadar kolay kurtulamazsınız :) Ama genel olarak bir tablo çizmemiz gerekir ise 4 ana modelimiz var; F1 modeli, T model, S model, AT model ve SN model. Bu modelleri de kendi içinde ayrı segmentlere ayırdık, yani T’nin Modern’i, Classic’i ve M2 C2 segmentleri var. Bunlarda tasarım olarak farklı formlar ve özellikler mevcut, sadece 2 boyutlu olarak aynılar fakat 3. boyutta değişiklikler mevcut. Fakat bas gitar olarak biraz muhafazakar bir yaklaşımımız var, o da sadece tek model ve neredeyse tek renk bir bas üretmek, bu kadar mazbut olacağız yani :) Ancak onun da aynı bir sürprizi olacak.
 

Bu modeller ne gibi opsiyonlara sahip? Bilirsin, gitarını kişiselleştirmek isteyenler için önemli bir etmen bu opsiyon listesi...

Bu opsiyonlar, daha öncede dediğim gibi her şeyin modifikasyona açık olması. Genel olarak bazı modellerin belirli ses nitelikleri vardır. Tele’ler den fazla gür bir ses istenmez, LP’lerin sap tonları çamurludur-net değildir, Stratlardan yumuşak ama dolgun sesler istenir, cam kırığı gibi gelmesi istenmez. Bir çok olumlu-olumsuz durumla karşılaşırsınız. Bu duruma şöyle bakıyoruz; her insan karşısındaki kişi tarafından anlaşılmak ister ama bu, gitaristlerde daha fazla. Her gitarist, gitarının anlaşılabilir temel özelliklerde olmasını isterken, karambole giden veya net olmayan "anlaşılmayan" sesler çıkarsın istemez. Bu konuda opsiyonlar onun istediği anlaşılma şekline göre değerlendirilip şekillendirilir. Bazı gitaristler manyetiğe yüklenirken, bazıları da booster’a yüklenir. Temel olarak bu iki opsiyona sahip diyelim şimdilik.


Benim de incelemesini yazdığım ve cidden çok sevdiğim “F-1” modeli senin el yapımın (FLY Pickups) olan “Cady” model bir manyetiğe sahipti (ayrıntılar için lütfen tıklayın). Ya diğer Nova’larda da FLY manyetiklerini görebilecek miyiz?

Elbetteki Novalarda Fly manyetiklerini göreceğiz :) ama çok yakın dönemde değil. Şu anda üretim ve mevcut devinim biraz daha geriye atmamıza sebep oluyor. Bir manyetiği modellemek ve vücuda getirmek 3-6 ay arası bir zamanı alıyor. Bir de bu işi benim gibi pimpirikli birisi yapınca başka işle uğraşamaz duruma geliyor :) Şaka bir yana, kısa zamanda FLY donanımlı Novalar ile karşınızda olacağız.

Peki Nova’larda tercih ettiğin genel aksam (akord burguları, köprü ve tremololar, potlar vs.) hakkında bilgi verebilir misin?

Mümkün mertebe yurt içi tedariği kullanıyorum. Köprü sistemleri ile ilgili inanılmaz başarılı işler var,  Hantuğ Custom Guitars’ın ürettiği köprüler inanılmaz başarılı bu konuda. En son Koray Gürsoy için yaptığımız Classic S3 modelinde Titanyum bir tremolo sistemlerini kullandık, hem işçilik, hem de malzeme açısından dünyadaki bir çok markanın önünde olduğunu söylemem gerek. Köprü öyle bir noktadır ki, perde yerleri değişse bile köprü sabit kalır. Bu yüzden seçeceğiniz aksamın neredeyse kale kadar güvenilir olması gerekmekte. Hantuğ dışında Salih Vezneli’nin yaptığı Tele köprülerini de kullandık, hem modern, hem de geleneksel yaklaşımlarda gayet başarılı. Bunun dışında diğer aksamları maalesef ithalatçı firmalardan temin ediyoruz... Şimdilik elbette :)


“Kafasız” gitarlarında daha sık kullandığın kendi üretimin olan köprü sistemleri vardı, onları da kullanacak mısın Nova’larda?

Tabi kullanacağız, bununla alakalı olarak mevcut kullandıklarımızın dışında daha rahat ve daha stabil ürünler çıkarmak için proje aşamasındayız. Bu aşamadan sonra (büyük ihtimalle) Hantuğ ile irtibata geçip gitaristlerin hizmetine sunmayı planlıyoruz.

Düşünmesi bile heyecan verici. Gitarlarında kullandığın yerli ve yabancı ağaçlar hakkında konuşalım biraz da. Genel olarak stoğunda tuttuğun ağaçlardan bahsedebilir misin?

Genel olarak yerli akçaağaç, çınar, kavak, kestane ve dut mevcut; bir de şu an dinlenmede olan nefis dişbudaklarımız var. Seri üretimlerde odaklanılan nokta, hammaddenin ucuz ve kolayca tedarikidir, nitelikleri sonra gelir. Bizim ülkemiz bir ağaç cenneti ve neredeyse her türlü ihtiyacımızı giderebileceğimiz ağaçlarımız var. Bunun dışında tedarikçilerimizden gerekli gülağacı-abanoz-maun türü egzotik ağaçları temin ediyoruz.

Stok işi cidden can sıkıcı, bunun için bir deponuz ve bu deponun gerekli iklimlendirme koşullarına sahip olması gerekiyor. Bizim yöntemimiz biraz klasik, gölgede ve iyi havalanan bir depolama ile bu sorunu çözüyoruz.
Koray Gürsoy tam bir yerli yapım harikası olan Nova gitarı ile...

Bundan birkaç ay önce dünyada sayılı firmanın sunduğu bir opsiyon olan “közlenmiş akçaağaç” (diğer firmaların “roasted”, “toasted”, “baked”, “caramelized” gibi isimler taktığı aşırı ısıl işlem görmüş bir akçaağaç formu) için yapmış olduğun ar-ge çalışmalarının başarıyla neticelendiğini duyurmuş, birkaç da prototip fotoğrafı yayımlamıştın, ki Türkiye’de de bir ilk, ayrıca halen de teksin. Bu konunun gelişimi ve şu anki durumu konusunda ayrıntı verebilir misin?

Seve seve. Akçaağaç bloklarımız tamam, yani hem közlenmiş bloklar, hem de işlenmiş saplar konusunda çalışmalarımız hazır. Şu anda gövdeler üzerinde çalışıyoruz, saplara göre cidden çok daha fazla uğraşı istiyor ama sonuçları cidden tatmin edici. Basınçlı fırınlarda asal gazlar ile kurulan bir düzenekle çalışıyor, her şey o kadar dakik ve doğru derecelerde olmalı ki, eğer hata yaparsanız, bunu sapı takıp akort ederken fark edebiliyorsunuz. Bu da işin en acı tarafı oluyor. Şu anda közleme işlemi belli bir standarda ulaşmış durumda, en kısa sürede bu opsiyonu da Nova serisine eklemeyi planlıyoruz.

Fatih Yılmaz'ın alamet-i farikası, közlenmiş akçaağaç sapları

Helal olsun, gerçekten. Peki elektrogitarlarda yaşanan “ses sönümlenmesi” konusunda yazılmış en kapsamlı Türkçe literatürü kazandırmış ve bu konuya çok kafa yormuş birisi olarak Nova Custom Gitarlarının “ses sönümlenmesi” yaşamamaları için ne gibi önleyici tedbirler aldığını öğrenebilir miyim?

İşlem olarak kütle ve ağırlıkları dengeledik, sap ile kafa arasındaki hatları düzleştirdik, en önemlisi de gövde de yapılan değişiklikler oldu, yani manyetik ve elektronik için gereken derinlikleri revize ettik.

Ses sönümlenmesinin en büyük sebebi hafif bir sap ve buna nazaran çok daha ağırca bir gövde kullanmaktır. Yüzeysel olarak özetleyecek olursak biz sapları yoğunlaştırıp, gövdeleri hafiflettik. Sapların ince ve gövdelerin ağır olduğu seri üretim gitarlarda var bu sorun ve hala aynı düzensizlik devam etmekte. Bunu düzeltmeleri gerek ama gel de anlat sevgili Barış.

İkinci bir etmen de ağacın dış kabuğa yakın bölgesinin kullanılması, dahası bu kısımların yaş olarak kullanılması…


Boya cilâ konusundan da bahsedelim. Ülkemizdeki elektrikli çalgı yapımcılığındaki en önemli eksikliklerinden birisinin bu olduğunu düşünürüm. Senin atölyen ise bu konuda ciddi istisnalardan birisi. Bu konuda sunduğun seçeneklerden bahsedebilir misin?

Cilâ konusunda 2 seçeneğimiz var; Nitro ve poly bitişler. Polyester grubu hariç, poliüretan ve poliakrilik. Bu iki grup asit sertleştiricili olduğundan daha dayanıklı ve daha çok opsiyona sahip. Fakat nitroda o kadar seçeneğimiz olmayacak.

Peki senden tamamen özel bir şey yaptıran birisi veya herhangi bir Nova modelini sipariş eden birisi, elektrogitar dünyasında artık klasikleşmiş renklerden de renk seçebiliyor mu? Bilirsin Fender’in “Daphne Blue” (ki bayılırım), “Olympic White”, “Butterscoth”, “2 Tone Sunburst”, “Sienna Burst” ve Gibson’ın “Iced Tea Burst”, “Cherry Burst”, “Heritage Burst” gibi renk ve renk kombinasyonlarından bahsediyorum...

Elbetteki seçebiliyor. Bu isteklerini sadece renk değil, vernik cinsi olarak da belirtebiliyor. Yani poly grubundan da nitro grubundan da bu tür spesifik renk ve renk kombinasyonlarını seçebiliyor.

Peki Nova Custom’ların pazarlanması konusunda ne gibi stratejiler var kafanda? Nova Custom Guitars’ın facebook sayfasında bir bayi duyurduğunu hatırlıyorum hayal meyal. Bursa’dandı galiba?

Bursa da Uysal Müzik var şu anda, siparişler üzerine çalışıyoruz. İstanbul’da hali hazırda atölyemizin showroomunda ve Kıvılcım Müzikte gitarlarımızı test edip isteyenler. Başka illerden bayimiz olmak isteyenlerden de haber bekliyoruz açıkçası. Bunun dışında sadece ülke içine değil, ülke dışına yollamak içinde bağlantılar kurduk, kısa zamanda haberlerini duyacağız.


Bu projenin başarıya “ulaşmaması” için neler başına gelebilir, nelerin olması gerekir Fatih? Senden kaynaklanabilecek ve Türkiye’deki gitar ortamından kaynaklanabilecek nedenler olarak not düşebilir misin?

Daha önce de bu tür teşebbüslerde bulunuldu, o veya bu şekilde üretim hataları veya "ne verirsek onu yerler" şeklinde çalışmalar da. Buna hem çok yakından şahit oldum, üstelik insanların Türkiye sınırları içinde üretilen bir gitara dair güvenlerinin nasıl sarsıldığına şahit oldum. Ümit ediyorum ki bir daha, gözlerini sadece para hırsı bürümüş insanlar bu işlere ellerini sürmezler. Mesajımın buradan gerekli yerlere gittiğine inanıyorum.

Bizim ülkemizde, insanlar olarak kendimize saygımız yok, kendimize saygı duymuyoruz. Bunu kendimizle sınırlasak keşke, karşımızdaki insana daha da saygı duymuyoruz. İlk üretimlerde gitarlarımızı milyon dolarlık firmaların ürünleriyle karşılaştıranlar oldu. Kendilerine basitçe onlar x firma (ve sermayeleri bütçeleri vs oranları şudur diye bilgi verdim ve benim sermayemden bahsettim :) ) ve bizim nasıl bir ülkede nasıl bir iş yaptığımızdan bahsettim. Söylediklerinin gerçekten "boş" sözler olduğunu görmeleri için basit bir örnek yetti. İnsanlar yerli üretim diye duyunca piyasadaki en ekonomik seriden daha düşük fiyatlarda olacaklarına inanıyorlar garip bir şekilde. Yani Duncan manyetikli, orijinal floyd rose’lu, gotoh akort sistemli bir gitara 200TL’ye sahip olacaklarını düşünüyorlar, işte bu büyük bir yanılgı gerçekten.


İnsanlar satın aldığı gitarın kalitesinden çok, gitarın fiyatıyla haşır neşir oluyorlar; ki çok büyük bir yanılgı. Daha gitarı ellerine bile almadan "oha" demeye başlıyorlar ki fiyatlar öyle ohalık falan da değil kesinlikle, bunu sen de yakından biliyorsun (Not:Evet, biliyorum zira ben de Fatih Yılmaz’a bir Nova Classic S yaptırıyorum). Bunun temel sebeplerinde birisi, gitaristlerimizin kendilerini ileriye taşıyacak, (ekipman dışında) çok az şeye sahip olmaları. Ülkemizde gitaristler rahat değiller. Ne konuşurken, ne şakalaşırken, ne de sosyal statü olarak rahat değiller. Çünkü bir yandan acımasız bir hayat yaşadığımız iklim gerçekten sert, öte yandan bu işle uğraşmak cidden pahalı bir hobi-lüks. Ama bir gerçek var ki bizler kendimize saygı duymadığımız gibi yaptığımız yada bizden birilerinin yaptığı işe de saygı duymuyoruz. İşlerimizi tebrik edenler oldu son zamanlarda, hepsine buradan çok teşekkür ediyoruz Nova ekibi olarak. Ama bizi tanıyanların arasında sadece %0.1’lik kısmı bile değil bu geribildirimler maalesef. Emre Kula isimli müzisyen dostumuz telefonla aradı ve tebrik etti, bu insanı inanılmaz motive eden bir etmen. Telefon kapandıktan sonra ufak bir tebessüm oluyor insanın yüzünde, bu tebessümü birisine hissettirebilmektir asıl başarı. Bizler başarıyı tebrik etmiyoruz, Her başarı takdiri hak eder diye bir atasözümüz olmasına rağmen. İnsan önce kendisine karşı dürüst ve saygılı olmalı. Sonra bu ikisini diğer insanlara karşı da gösterip yayılmasına önem vermeli. Gerisi zaten gelir, her alanda başarılı oluruz gerçekten. Önce şu egolarımızı atmamız lazım, hatta sözlükte egonun anlamına bakarak başlayabiliriz :)

Üç yıl öncede Türkiye’deki butik elektrogitar yapımcılığı değerlendirmen için bir soru sormuştum. Peki bu üç yıl içinde neler değişti? Hangi noktadan, nereye geldik senin gözlemine göre?

Cidden ilerledik, artık başarılı birçok butik lütiyemiz var. O zaman ne söylediğimi tamı tamına anımsayamıyorum ama yavaş yavaş kıymetinin farkına varılacağından ve büyüyeceğinden bahsetmiştim sanırım. Bugün de, o günden farklı değil, insanlar yeter ki vakit yaratabilsinler, bak daha neler çıkacak ortaya.

Son 3 yıl içinde gerçekten iyi ilerleme kaydettik, yapımcı dostlarımız detayın branşlaşmada olduğunun farkına vardılar aslında ki buna ben de dahilim :) biraz daha ilerleyebilmenin altın anahtarı budur. Tabii ki bu konuda istisnalar var, mesela Ekrem Özkarpat. Bu insan yaptığı her işte başarıya ulaşabilmiş çok nadir bir usta lütiyemizdir. Bu başarının sırrının ise, defalarca ölçerek ve hesaplayarak atılan adımlarda olduğunu düşünüyorum, kendisine buradan tekrar saygı ve sevgilerimi iletiyorum.

Anlaşmalı sanatçılık (endorsement yani, şuna adam gibi bir karşılık bulamadık ya) konusunda ne düşünüyorsun?

Bizde o iş çok zor ilerler, hatta olmaz desem ayıp kaçmaz değerli dostum Barış. Profesyonel anlamda yapanlara bakıyorsun; gitarist markayı sahiplenmiş, her an her fırsatta o marka ile görselini tamamlıyor. Bir bütünleşme var, görüyorsun, sahiplenme var. Başka gitarlarla kesinlikle göremiyorsun, gitaristliğinin dışında marka tanıtımcılığı da yapıyor, bunun için atölyeler, seminerler düzenleniyor ve daha birçok projeler hazırlanıp uygulanıyor.

Ülkemizde ise bu konuda başarılı bir gitarist olarak Kaçak grubunun değerli müzisyenleri Övünç Danacıoğlu ve Koray Gürsoy var, onun dışında gözümüze çarpan elle tutulur çok şey mevcut değil.

Bizim burada, bir gitarist eğer yerli bir markayı kullanıyorsa, hasbelkader, kendisine hediye edildiğinden bir iki defa elinde görebiliyoruz. Bunun dışında birisine endorserlık için gittiğimizde korkunç rakamlarla karşılaşıyoruz. Yani, gitarist bu konuda deneyim sahibi olsa, ciddi kitlelere ulaşıyor olsa belki tamam, fakat kendisi de ne yapacağını bilemiyor. Gitaristlerin bir diğer kötü huyu da markaların arkasına saklanmaktır, yani yaptığı müzikten ziyade gitarıyla anılmak egosunu okşar.  Egodan kurtulmadan da bu iş olmaz.

ODTÜ’de beraber yer aldığımız aktivitede çok güzel bir sunum yapmıştın. Seminerlerinin devamı gelecek mi veya üniversitelerden, kurumlardan gelecek tekliflere açık mısın?

Tabii ki kurumlardan gelecek her türlü teklife açığım... Yok bu kadar geniş olmasın bu tanım, ucu başka yerlere gidiyor :) seminer veya konuşma toplantıları için diyelim.

Gitarların gövde ve saplarının, üzerinde koruyucu cilâ barındırmayan ve barındıran tuşe ağaçlarının bakım ve temizliği, metal aksamın genel temizliği için neler önerirsin?

Aksam konusu biraz daha kritik bu noktada sanırsam, çünkü son dönemde ortaya çıkan relic akımı  ile paslı aksamlar revaçta. Hiç bir metal aksamın paslanmasına izin vermeyin, mutlaka pirinç fırça ile temizliğini yapın (vereceği hafif bronz renk tatlı bir hava katacaktır) ve ardından gerekli miktarda yağ bakımını ihmal etmeyin. Metal aksam temizlenip koruyucu ve yağlama olmadan kullanılırsa mutlaka sorunlar ortaya çıkacaktır. Metal sürtünmesinden doğacak sorunları en iyi kesen şey yağdır ama kaçımız floyd rose’umuzun bıçaklarının pivot başlarının yağ bakımını yaptık? Maddenin-eşyanın doğal bir döngüsü var, bizler işin sihrine kapılıp doğasından uzaklaştıkça hem işin müzikal kısmından hem de asıl içeriğinden uzaklaşmış oluruz.

Elektrogitar telleri hakkında da epey araştırma yaptığını hatırlıyorum. İyi bir elektrogitar telinin sahip olması gerekenler ve bunu en iyi şekilde sağlayan bazı örnekler konusuna girebilir misin?

Bu en iyi keserken anlaşılıyor, Yani bir teli keserken kabaca "çıt" yerine "çot" diye ses çıkarmalı. İyi kalibre çelikler ve özellikle de tel olarak kullanılanlar bu şekilde tınlar, hem kalibrasyonlarının hem de çelik kalitelerinin iyi olduğunu anlayabiliriz (not: kalibrasyon tanımı çap cinsinden, ısıl işlem cinsinden ve saflık cinsinden kalibrasyona denk gelmektedir). Bunun dışında iyi bir teli tarif etmek, burada anlatamayacağımız kadar uzun bir konu aslında. Keşke birisi en başından bunu bize söyleseydi :)  Ama tercih yine gitaristlerin konforuna ve alışkanlıklarına bağlı olarak ilerliyor. Benim tercihim daima paslanmaz çelik ya da saf nikel grubudur, kaplama olanlardan (nickel plated steel grubu) uzak durulması, sesimizi daha rahat bulmamızda yardımcı olacaktır. Ayrıca eğer kullandığınız tel belli bir süre sonra paslanmıyor ama sertleştiği hissini uyandırıyor ise, sizi yanılttığı noktalar olduğunu söylemeden geçemeyiz.

Benim sormak istediklerim bu kadar Fatih. Sound Dergisi okurları için bir mesajın varsa işte şimdi tam yeri, tam zamanı...

“Bir ülkede müzik iyi ise, o ülkede her şey iyidir” sözünü, her zamanki gibi, söyleyerek başlamak isterim. İnsanların (ben dahil) eksiklerini araştırmaları, tanımlamaları ve ortadan kaldırmaları gerekmekte. Hem müzikal, hem teknik açıdan kendimizi ileriye taşımalı ve bunun devamlılığını sağlamalıyız. Tüm bu işleri yaparken de dürüst ve saygılı olmak lazım, önce kendimize, sonra diğer insanlara. Bunu sadece klişe olarak algılamayıp uyguladığımızda egolarımızdan uzaklaştığımızı ve sonuç olarak "daha iyi müzik" in ortaya çıktığına şahit oluruz. Bizden de şimdilik bu kadar, sevgi ve saygılarımızı gönderiyoruz tüm Sound Dergisi okurlarına…

Barış Şahin - Ocak 2013

Tarafımdan yazılmış olan bu içerik Sound Dergisindeki "Gitarizm" Köşesinde yayımlanmıştır. İzin alınmaksızın ve/veya "TAM" kaynak gösterilmeksizin alıntılanması, kopyalanması durumunda derginin yayımcı şirketi gerekli her türlü yasal yaptırımlara başvurmaya yetkilidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar