nienturi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nienturi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9/26/2016

Elektrogitar Modifikasyonları II.Bölüm II.Perde: ERS Manyetikler

Elektrogitar Modifikasyonları II.Bölüm - 2.Perde: ERS Manyetikler
SX SST-62’den Suhr Scott Henderson Strat’a



Herkese merhaba,

Son blog yazımdan sonra, ki okumak için lütfen burayı tıklayınız, söz konusu Stratı modifiye etmeye devam ettim.

Türkiye'de en güzel el yapımı manyetik yapım hizmeti veren Erhan Suludere'den (ERS Pickups) tam isteklerime göre özel bir set geldi. Sapa ve köprüye iki manyetik. Elbette Erhan kadar sınırları geniş ve yetenekli birisini bulmuşken standartlarla yetinmeyi düşünmedim, illa bana göre alışılmamış bir şeyler olmalıydı. Ben gitarın tonal yelpazesini genişletecek şöyle bir şey yaptırdım;

Tapped Manyetik. Buna Türkçe olarak ne desek ki? Sıralı sarımlı manyetik bence olur. Evet, böyle anacağım zira olay tam olarak da peşpeşe yapılan iki sarımla farklı iki karakterdeki tona sahip olmak. Öncelikle şu temsili görsele bakalım;

Burada hadise şundan ibaret; öncelikle manyetiği sarmaya başlıyorsunuz. Sonra bir noktada ki sarımı bitirip eyelet denen yere teli sabitliyorsunuz (görseldeki mavi renkli olan sarım). Sonra buraya bir tel daha lehimleyip sarmaya devam ediyorsunuz. Bitirdiğiniz yerden lehimle sabitliyorsunuz (görseldeki yeşil renkli sarım). Böylelikle doğru bağlantıyla isterseniz sarımı bitirdiğiniz ilk yere kadarki sarımdan, isterseniz de son bitirdiğiniz yerden çıkış alıyorsunuz. Yani tek manyetikle farklı iki manyetik tonlarına kavuşuyorsunuz. Benimkinin sap versiyonunda 5,45K ve 6,45K'lık iki sarım var.  Köprüde ise 6,04K ve 7,20K. Seçimi köprü ton potundaki çek/it potla yapıyorum.

Farklı bir manyetik firmasının ürettiği sıralı sarımlı manyetiğin fotoğrafını da koyalım;

ERS'nin versiyonu bundan daha derli toplu, açıkçası.

Devam edeyim, geleyim köprü manyetiğine. Köprü konumunda bende Tele köprü manyetiği var arkadaş. Stratların en özel manyetiği sap, telelerde ise köprü manyetiğidir bence. İşte bu gitar bu ikilinin en iyi taraflarını taşıyor. Üstelik sıralı sarımlı olduğu için de çok yönlülük anlamında büyük artılara sahip.

Tonları için bu öğlen şu videoları kaydettim. Kayıt koşulları ve bazı detaylar videonun altında mevcut. Umarım seversiniz;
ve

Dipçe: Manyetiklerin bağlantıları için yardımlarından dolayı Erhan Suludere'ye ve Burçin Ankara'ya teşekkür ederim



Barış ŞAHİN
Eylül 2016

7/07/2011

Mehmet Barlo Özel Röportajı



Gitar ve manyetikler söz konusu olduğunda, TR’ de akla gelen ilk adamlardan birisisin. Ancak seni henüz tanımamış olanlar ve forumlardan aşina olsa bile yüzeysel anlamda bile tanımayanlar için kısaca kendinden bahseder misin, kimdir Dr.B, Doktor Barlo veya Stratomaster?

Müzikal başlangıç, İstanbul Tünel tarafındaki Avusturya Lisesi’nde başlıyor, 1986 yılında. Boğaziçi Üniversitesi’ne kadarki süreç tanıdık bir zaman dilimi. Üniversite yıllarındaki “eski” ve “rezil” bir taş odada yapılan ilk grup provalarımızı, hocam Ümit Yılmaz ile gitar dersleri takip etti ve müzik daha bir ciddiyet kazandı. 92-95 arasında İstanbul’da, Gitar Bar’dan Hayal Kahvesi’ne, Jazz Stop’tan (şimdiki Mojo) Kemancı’ya bar grubu maceraları ile geçti. O yıllarda slide gitar ile tanıştım. Yine de o zamanlar, yüksek çıkışlı “metalci”ekipmanlar ile sert takılmaca yıllarını oluşturuyordu. 1995 yılında British Council'dan burslu olarak London School of Economics'e Yüksek Lisans’a gittim. Orada  Norveçli, İngiliz, İskoç elemanlarla bir grup kurduk ve grupla İngiltere’ de çok çeşitli mekan ve barlarda canlı çalma imkanımız oldu. Ancak yüksek lisansın bitişi ile grup dağıldı. Akabinde yüksek ihtisas için University of Minnesota'ya gittim ve bir sakatlık nedeniyle 2000 yılına kadar gitara ara vermek zorunda kaldım. Bu süre zarfında amfi-manyetik-devreler gibi müzisyen elektroniği olayı başladı. Bu yıllar aynı zamanda Seymour Duncan için Beta Tester olarak çalışmaya başladığım yıllar oldu. 2003 sonunda Türkiye’ye geri döndük ve Sabancı Üniversitesi’ne hoca olduk. Bugünlerde “sadece ve sadece eğlenmek” felsefesi ile kurulmuş biri blues, biri de caz çalan iki grubum var...



Elektrik gitar çalmaya başlamana yol açan nedenler ve/veya kişiler hakkında biraz bilgi verir misin?

Cevap aslında çok basit. Led Zeppelin I (yani ilk) albümü, ve de içindeki Baby Am Gonna Leave You isimli şarkı.

Bundan önce çocukluğum, şu anda dönüp baktığımda anlıyorum ki, çok kaliteli müzikler dinleyerek geçmiş. Bunun için aileme özellikle her yurtdışı seyahati sonrasında bana The Beatles albümleri getiren babama teşekkür etmem şarttır. Help! albümünü en azından 7-8 yaşından beri dinlerim. Bunun yanında Cem Karaca’nın, Barış Manço’nun, Moğollar’ın yaptığı albümler ve de 45likleri ve LPleri 3-4 yaşından beri dinlerim ve de hala onları hala itina ile saklarım. Bundan dolayı şu anda da çok sevdiğim bu cins müzikler kafama kazınmış oldu.

Ama büyürken bir ara açıkçası bunu unutmuş oldum. 80lerin ortası ve de o yıllarda çok popüler olan müzikler (her ne kadar naçizane fikrime göre günümüzdekilere göre çok daha iyi olsalar da) daha ziyade bolca synthesizer barındırmakta idi. Güzel müzikler de olsa, açıkça konuşmak gerekirse, Led Zeppelin 1 plağının açılış şarkısı olan Good Times Bad Times’ı ilk kez dinlediğimdeki hissi bana hiç birisi veremedi. Sonradan teknik tabirinin power chord olduğunu öğrendiğim, o güçlü ve kesik müzik tarzı birden bana çok yakın hitap etti. Ardından çocukluğumda dinlediğim müziklerin aslında ne kadar güzel olduğunu bir bir görmeye başladım. Çok kez dinledikten sonra bu bahsettiğim albümde ikinci şarkı olan Baby Im Gonna Leave You ciddi anlamda beni gitara itti. Tüylerimin hala ürperdiği bir şarkıdır. İçindeki acı, kafa karışıklığı, ve de sonuna doğru gelen öfke, bana bu enstrümanın nelere vakıf olduğunu gösterdi, ve de gitara başlamış oldum. Devamında elbette Cream, Deep Purple, Allmann Brothers vs daha da beni bu işin içine çekti.

Gitara başladığın ilk yıllarda ve günümüzde seni hem müzikal hem de gitaristlik olarak etkileyen sanatçılardan bahseder misin?

6/16/2011

Joe Satriani Biyografisi 2.Bölüm

Tarafımdan yazılmış olan bu yazı 2008 yılında YUXEXES Dergisinde yer alan Gitardaki Sarmaşık adlı köşede yayımlanmıştır. İzin alınmaksızın ve/veya "TAM" kaynak gösterilmeksizin alıntılanması, kopyalanması durumunda derginin yayımcı şirketi gerekli her türlü yasal yaptırımlara başvurmaya yetkilidir.



…Joe başarı kazanmıştır kazanmasına da bir dahaki albümde farklı bir şeyler denemek istemektedir. Her şeyden önce evvelki albümlerdeki üstüste binen gitarlardan bağımsız olarak daha canlı bir sound istemektedir. Daha rock bir sound peşindedir. Daha önceki albümlerin kadrosundaki müzisyenler ile stüdyoya girdiğinde rock çalmak amacında bile olsa soundun daha farklı mecralara aktığını gören Joe, istediği değişikleri gerçekleştrimek için iki önemli değişikliğe gider; İlki, yapımcısını değiştirmektir. Diğer albümlerin demişbaşı Cuniberti bu kez yardımcı yapımcı koltuğundadır. Bu görevdeki başrol ise efsanevi yapımcı olarak bilinen Andy Johns'undur. Bu değişiklik sounddaki değişimin temel nedenidir. İkinci büyük değişim ise kadroda yaşanır. Hamm ve Campitelli  ikilisinin yerini Matt ve Gregg Bisonette alır ki nispeten daha sert bir sound için daha uygun görülmüşlerdir. Daha önce David Lee Roth (Dolayısıyla Steve Vai ve Billy Sheehan ile de )çalışmış olan biraderler gerçekten iyi birer seçimdirler. Özellikle Gregg Bisonette şahsen çok sevdiğim bir müzisyendir. 


Gerekli kadro değişiklikleri ve hazırlıklar ile geçen birkaç yıldan sonra Temmuz 1992'de dönemin Satch mahsülü "The Extremist" raflarda yerini alır. Albüm diğer albümleri gibi kısa sürede altın plağa ulaşır. Albümden çıkan ilk single "Summer Song" beklenen etkinin gerçekleşmesinde büyük yarar sağlar. Albüm kısa sürede Billboard listelerinde 24. sıraya yerleşir ve Joe' ya bir  Grammy adaylığı daha yaşatır. İçerisinde kendi içinde deneysel bir tad barındıran ve sonradan gelecek "Joe Satriani" adlı albüme sinyal yakan "New Blues", Joe'nun yine eşi için yazdığı "Rubina's Blue Sky Happiness", albümün nispeten sert, yeni kadronun öncekilerden farkını hissettiren, rock oranı yüksek "The Exremist, War, Friends, Motorcycle Driver", meşhur Joe baladı "Crying" ve benzersiz melodisiyle "Why" gibi her biri eşsiz şarkılar bulunduran bir albüm hakkında söylenebilecek şeyler anlamlarını yitirebilir. "The Extremist"deki kişisel favorim "Tears in the Rain" adlı kısa akustik eserdir. Açın arama motorlarını yazın Tears in the Rain diye, bir sürü şarkıyla karşılaşırsınız. Çünkü çok klişe bir şarkı adıdır. Lakin içlerindeki en derin, en anlamlı olanı muhtemelen Joe' nunkidir. 1.18 sn içerisinde, nasıl olup da bu kadar çok şey anlatılabilir halen şaşarım. Ayrıca bu şarkı, bana göre, bir çok insanın acımasızca ve bilinçsizce itham ettikleri virtüöz albümleri için yapılan "ruhsuzluk - duygusuzluk" gibi aslen tamamıyla bireysel olan eleştirilere de verilmiş en güzel cevaptır.

5/31/2011

Bijen Rahimi Özel Röportajı


 Merhabalar Bijen. Gitardaki Sarmaşığa hoşgeldin. İlk önce seni biraz tanıyalım, bilmeyenlere tanıtalım. Müziğe ve gitara ilk olarak nasıl başladın, nasıl bir eğitim aldın?

Merhaba, öncelikle bu sayı da beni konuk aldığınız için çok teşekkür ediyorum. Aslında gitar çalmayı 10 sene önce ilk aklıma koyduğumda bunun gelecekte neredeyse bütün hayatımı kapsayacağını bilmiyordum. Zaman içerisinde az çok öğreniverdim gitar çalmayı. Müzik üzerine herhangi bir eğitim almadım ancak gün geçtikçe işin teorisini de kendi çapımda öğrenmeye çalıştım hala da çalışıyorum. Sonuçta müzik işi, “tamam oldum ben artık!” denilemeyecek kadar sonsuz...

Şu aralar Tuşe'ye ek olarak, Ogün Sanlısoy ile çalıyorsun. Ogün'le olan birlikteliğin nasıl başladı, bundan biraz bahseder misin?

Ogün abi ile tanışmamız 1,5 sene kadar öncesine dayanıyor. Metin abinin Şebnem Ferah ile de çalması ve çok yoğun olması sebebiyle, ekipte Metin Türkcan varken ritm gitarları alabilecek, yokken de solo gitarları çalabilecek birine ihtiyaç duyulmuş ve değişik çevrelerden de benim ismim kulaklarına fısıldanınca bana ulaşılmış, iyi ki de ulaşılmış! Gerçekten o kadar iyi bir ekipte yer alıyorum ki. O kadar çok şey öğrendim ki onlardan. Bu ülkede ki rock müziğe yön vermiş insanlarla aynı oluşum içerisinde müzik yapmak çok büyük bir onur.
   
Bir albüme sahip olmamana rağmen, hatta Ogün’le çalmaya başlamanın çok öncelerinden beridir, ciddi anlamda tanınıyorsun. İnternet sitelerinde ve Ankara’da sadık bir takipçi kitlen var. Bunu neye borçlusun, bu değirmenin suyu nereden geliyor ;)

5/11/2011

İlk Kez Elektrogitar Alacaklara Rehber

                                                            İLK AŞK, İLK HEYECAN



Bir grubu severek başlar genelde… Önce dinleyicilikle başlar, sonra ise onları sadece görmekten daha fazlasının hayalini kurar insan… İlkin kendini, sevdiği gruptan birlerinin yerinde hayal eder, kalabalıklara hükmettiğini, pena darbeleri ile seyircileri çılgına çevirdiğini vesaire… İşte bu hayaller bazı insanları bir şekilde, bazı enstrümanlara (çalgılara diyelim, daha Türkçe olsun) götürür. Bunların içinden en çok varılan çalgıların başında ise gitar gelir sanıyorum. Gerek rock müziğinin simgesi haline gelmiş olması, gerek kendi başına bile güçlü bir imge olması, gerekse de nispeten ucuz ve çok iyi bir eşlik çalgısı olması gibi sebeplerle çok ciddi bir insan kitlesini, uzun yıllardır kendisine çekmektedir. Ancak bu konuda gerçekleştirmek istediği hayalleri olan herkesin yaşadığı bir an vardır;

Nasıl ve Hangi Gitarla Başlamalı ?

4/04/2011

Seymour Duncan Özel Röportajı


Türkiye’den selamlar Bay Duncan, sizin gibi yaşayan bir efsane ile görüşebilmek gerçekten çok büyük bir zevk ve onur, öncelikle bunu söylemeliyim.

Röportaj için ben çok teşekkür ederim Barış. Umarım sorularını güzel yanıtlayabilirim.

Ona hiç şüphe yok. İnsanların çoğu sizi ilk olarak eski bir Fender Telecaster manyetiğini, bir pikap yardımıyla yeniden sararak bu işle başladığınızı ve daha sonraları ise efsanevi müzisyenler için harika manyetikler yaptığınızı biliyor. Sizi o kadar tanıyor. Peki bunun ötesinde nasıl bir adam var?

Pekala, manyetik yapmaya ve sarmaya 1960’ların ortalarına doğru Michigan, Kalamazoo’daki Gibson’dan Bay Les Paul’ün ve California’daki Fender firmasının yardımları ile başladım. Onlara sürekli olarak yazar, gitar modelleri ve manyetikleri hakkında tonla soru sorardım. Daha sonradan manyetiklerin nasıl yapıldıklarını görmek için epey manyetik söktüm ve üretim şekillerini gösteren çok sayıda çizim yaptım. 70 başlarında ise Fender’in Londra’daki bir merkezinde çalışmaya başladım. Bu süreçte Jeff Beck, Eric Clapton, Jimmy Page, David Gilmour, The Who, Robert Palmer, Supertramp, Golden Earring, Free, ve Thin Lizzy gibi grup ve gitaristler için çalıştım (Yazarın notu: Seymour’un verdiği listeye dikkat! Resmen Rock’n Roll Hall of Fame gibi :) )  Ayrıca S.Duncan Firması olarak da Slash, David Gilmour ve Eddie Van Halen gibi pek çok sanatçıya manyetikler yaptık ki bunların bazıları imzalı ürün oldu, kimi ise OEM model olarak çeşitli gitar firmaları için üretildi.



P.A.F. sınıfı manyetikler için son derece nadide, güçlü ve ayrıntıcı bir yaklaşıma sahipsiniz. Sizi P.A.F.lara bu kadar güçlü bir şekilde bağlayan şey nedir?

Ben Jeff Beck ve Eric Clapton gibi çok yenilikçi ve harikulade gitaristlerin zamanında büyüdüm. 60 ortalarında The Yardbirds, The Beatles ve Rolling Stones gibi grupların başlattığı “İngiliz İstilâsı” dönemindeki büyük blues gitaristleri beni çok cezp etmiştir. P.A.F. humbuckerlar takılı Les Paul’ler çalan Peter Green, Paul Kossof ve Jeff Beck gibi adamların soundları ise beni kendisine köle etmişti. Ayrıca Eric Clapton da, John Mayall’s Blues Breakers zamanlarında Les Paul (LP) kullanıyordu ve ben bu sanatçıların tonlarına çok büyük hayranlık besliyordum. Bu geleneksel P.A.F. tonunu kulağıma, bir ton standardı olarak aldım. Stratocaster ve Telecaster’ları bugün bile hâlâ çok seviyorum. Ancak LP sesleri için olay Seth E. Lover tarafından tasarlanan P.A.F. (Patent Applied For) humbucker manyetikleri idi. Yıllar boyunca Jeff Beck’in, Paul Kossof’un ve İngiliz “Chicken Shack” grubundan Stan Webb gibi bir çok ünlünün gitarlarını çaldım. Bu süreçte her birinin diğerinden biraz daha farklı olduğunu fark ettim ve manyetik araştırmalarına başlayıp birbirlerinden farklarını ortaya koyan çok detaylı notlar çıkardım.




Seri üretime sahip ürünlerinizi düşünürsek, medar-ı iftiharınız bunlardan hangisi olurdu?

Gurur kaynaklarım JB ve Jazz (sap) modellerimizdir. Bunlar 70 ortalarında, dostum Jeff Beck’in, George Martin (The Beatles) ile birlikte “Blow by Blow” albümünü kaydettikleri sırada tasarlandılar. Jeff’e “The Tele-Gib” dediğim ve iki adet yeniden sarımlı P.A.F. humbucker manyetik içeren bir telecaster yaptım. Manyetikler, harika bir blues gitaristi olan  Lonnie Mak’e, vaktiyle, ait olan eski bir Gibson Flying V’den çıkmaydı. Bu manyetikler eski bir dikiş makinesi kullanarak sardığım ilk “JB” ve “JM” manyetikleriydi.




Peki kendinizi bu işte ilk kez ne zaman başarılı hissettiniz ve “işte oldu, başardım!” dediniz?

3/19/2011

2011 Ibanezleri

Herkese merhabalar,

Öncelikle genel bir yorum yapayım; Fiyatları kesin bilmediğimden mutlak olarak onayamıyorum ancak daha önceki yıllarda belirttiğim öngörünün hala geçerli olduğunu görüyorum. Ibanez hala yükseğe oynuyor. Eğer liste fiyatlarını da görebilirsem bu iddiam garanti altına alınmış olacak (Evet liste fiyatlarını gördüm). 

En dikkati çeken gelişme yeni bir seriye merhaba demiş olmamız: Premium Serisi. Üretim yerlerini şu an bilmiyorum ama tahminim Çin veya Endonezya’dır. Yani ibanez artık low-end seriler, Premium ve prestige olmak üzere üç fiyat kategorisinde at koşturacak. Premium aslında mantıklı bir yaklaşım olmuş. Özellikle prestige serisinin artan fiyatları da göze alınırsa pazarda ucuzcu seriler ve prestyige’ler arasında hissedilir bir boşluk oluşmuştu ve Premium serisi sanıyorum tam da bu boşluk için üretilmiş bir seri. Şekil şemalleri gayet düzgün.



Bu konuda Ibanez Rules'dan Rich şunları belirtiyor;
http://www.ibanezrules.com/namm/2011/index.htm



PREMIUM
Now this ain't a story about a man named Jed. "Made by Ibanez Premium Factory - Operated by Prestige team of Fujigen and Hoshino. Located in Jawa Timur, Indonesia." This was taken directly from the promo sheets. On the back of the headstock -
"Proudly manufactured by Ibanez Premier Factory, Jawa Timur, Indonesia."
What exactly does this all mean?
Ibanez has partnered with Fujigen to purchase part of this factory in Jawa Timur!! Fujigen sent supervisors and staff to train the employees, several of whom have stayed to run the operation to the standards Fujigen and Ibanez set. And, they have set a high standard. I've ordered Indo guitars Special Order for customers and I've always thought they were a step above Korean, especially in the finishes used. The neck clear feels like MIJ, the body clear looks like MIJ, the MIK's just never were right to me, on several levels. My only complaint with the MII's has been some attention to detail, small blems that shouldn't be, etc. Well, hang on to yer britches.
American basswood, select rosewoods, maple neck bindings, thick headstock sandwiches, balled fret ends, tight tolerances, the new Edge Zero 2 trem [without the bathtub rout found behind the original EZ, more on this later], and a variety of 5 decent colors [OF ONE MODEL!!!] on nice quilty tops! Of course at this price point, the tops are decorative veneers, anything with a solid figured maple top would be MIJ and have a price point near triple. Otherwise, these have the goods. The guitars, were better than Prestige in many ways. You can also say that about the Chinese Artcore Customs, but, these are better than those too. Make no mistake, they are still Indo, but I could find little to complain about. There was a little brush over of shielding paint on the neck pickup rout on the orange one, rolling over onto the top just off the edge, again, this small attention to detail that I have no doubt should improve over time. The ends of the fret were already slightly exposed and needed to be shaved back, to me this translates into there's a bit too much water content in the wood when built, but I don't know when these were built. They could have been built as samples months ago, and it is Winter which is the time for shrinking necks. I shave alot of MIJ fretwork back this time of year. My last gripe would be the hardware. Of course it's not to the level of Prestige, but is still of good quality. The EZ2 is not a cousin to the EDG3 or Edge Pro 2, but more a brother to the Edge Zero. It is at heart, an EZ without the intonation bolt [or bathtub rout behind it] but, with differences. It does not use a single screwed on knife plate like the others but has individual pressed in knife edges like the entire Edge family. It also shares the same locking studs and anchors as the EZ [which I usually swap out for Lo Pro studs], but is not made in the same facility as the EZ. The EZ is finished to a higher degree, the EZ2 mold [especially noticeable on the saddle molds] is not as finely finished leaving a rougher less refined surface. It uses the ZR-V1.1 arm holder system that replaced the older cast [prone to braking] ZR1 holder which is not quite as nice as the EZ/ZR2 holder, but functions the same, and is available [unlike the EZ/ZR2 holder system Japan refuses to sell, even if you break it, you buy a new trem!]. My last complaint about it is the fine tuners have very little knurl on them making them tougher to grip to turn [one of my gripes about the EZ also], but either can be replaced with ZR fine tuners which are far superior in my opinion, and a relatively cheap upgrade!. All in all, it will function as it should, but the compromises cut cost enough to be profitable on the Premium line. These will be using nearly the same ZPS3 unit as the Prestige, the ZPS3Fe which I'm guessing refers to a less exotic metallurgy than the ZPS3 for in the Prestige.
To my knowledge this is the first manufacturing facility that Ibanez has actually owned [even in part], breaking from their tradition of contracting factories to produce their products, and stepping into the realm of ownership. With this commitment, I fully expect this to become a core segment of their business and this line should expand over time. I will be handling them. I shutter to think I'm actually going to be stocking Indo builds, but I was impressed enough with the goods to put my money where my blow hole is. That should speak volumes on it's own. Like the 1420/21's and 1451's [which also use several Indo parts to keep costs down] Premiums come in Gig Bags instead of cases.






Özellikle prestige ailesine baktığımızda gördüğümüz ilk yenilik titanyum çubuklarla takviye edilmiş saplar olarak göze çarpıyor. Bu gelenek yeni değil, ibanez seri üretimde J Custom hattında çok uzun yıllardan beridir bu titanyum destek çubuklarını, incecik wizard, super wizard sapları güçlendirmek için kullanmaktaydı. İşin güzel tarafı artık çok daha sık kullanmaya başladılar. İnce sap profillerine sahip gitarları sevenler için çok güzel bir haber, bu kesin. RG3XXX, RG2228 ve bazı Premium modellerinde mevcut bu artı. 



Edge Zero II Köprü

Bahsedilmesi elzem diğer bir konu ise floyd rose türevi köprülere yapılan modifikasyonlar ve yeni cicili köprü sistemi; Edge Zero II’ler. Edge III’ün Edge Zero ile çaprazlaması gibi duran bir köprü sistemi gibi görünmekte. Üstelik bazı modellerde edge zero II’ye ZPS3Fx sistemi de eşlik ediyor. Anlayana daha da güzel bir haber ise kilitli çapaların geri dönüşü. Üstelik tüm modellerde de (knife edge tipi olanlarda) standart olmuş. Ibanez 2003 yılında köprü sistemlerini değiştirdiğinde bu kilitli çapaları (stud lock) kaldırmıştı ki bence hatalı bir hamleydi. Kaldırma nedeni ise elinde ne olduğunu bilmeyen, kitapçığa bakmayı aklından bile geçirmeyen mal insanların, çapalar kilitli iken köprü yüksekliğini ayarlayacağız diye alyanla çapaları kanırtmaları ve kırmaları idi. Hatta bir dip not olsun ben bir çok lütiyenin de buna dikkat etmeden köprülere giriştiğine birkaç kez şahit oldum, eğer gitarınızda çapa kilitleri varsa ve bir lütiyeye emanet edecekseniz, mutlaka önceden belirtin derim. Edge Zero II’ye dönecek olursak görünüş cidden ibanezin düşük fiyatlı modellerdeki en iyi FR tipi köprü sistemi gibi görünüyor. İnceliklere dikkat edilmiş. Ibanez FR türevi köprülü süperstratların köprü sistemlerinde cidden çok büyük atılım içinde ki bence doğru tanıtılır ve iyi fiyatlarla tüketici karşısına çıkarsa meyvasız kalmaz bu gayret. Zira bu işe ibanez kadar sebatla girişen başka firma yok. Doğruya doğru, marka fanatikliği değil bu. Son 10-15 yılda kendini bu kadar geliştiren, inovasyona bu kadar yatırım yapan başka hiçbir marka olmadı. 

Gelelim Premium serisine; bu serinin nerede yapıldığını öğrenmeden kesin konuşmak istemiyorum ancak kısa vadede şunu belirteyim ki çok şık görünüyorlar. CAP-VM1, CAP-VM2 ve CAP-VM1s manyetikleri mevcut. Alniko mıknatıslı manyetikler. OFC diye bir şeyden de bahsediyor ama OFC’nin neyin kısaltması olduğunu bilmiyorum şu an. Premium serinin dikkat çeken önemli bir özelliği daha önce bu tür süperstratlarda sadece J-Custom’larda görülebilen özel el işçiliği ile yapılan perde çalışmasının, bu seride de yer alması. Bu gitarın Çin’de üretilmiş olma olasılığı üzerinde durmamın bir nedeni de bu. Zira bu mükemmel işçilik J-Custom haricinde Artcore serisinin üst modellerinde de bulunmaktaydı ve onlar Çin üretimi gitarlar. İddiamın dayanağım da bu hani. Yani ibanez Çin’de üretim yaptırdığı üreticinin Artcore gibi serilerdeki işlerini, fiyatlarını iyi bulmuş olacak ki böyle bir işe kalkışmış, eğer öyleyse iyi de etmiş. RG870QMS serisi, finişleri ile yakıyor ortalığı hani. Cidden öyle ESP’nin üst fiyat ranjındaki modellerini anımsattı bana bunlar. Wizard sap profili, ZPS3 köprü destek sistemi, titanyum takviye çubukları ve ıhlamur gövdeler ise diğer standartlar. Eğer işlev ve ton olarak da görünüşlerinin altında kalmazsa bu seri can yakar, söyleyeyim.

Prestige hattında uzun bahsetmeye değer özel bir model yok. Hemen hemen geçen yılın aynısı. Ancak RG3250MZ DY’nin sarısı tam DY (Desert Sun Yellow) değildi, bu sene daha bir uygun olmuş, üstelik kafa kısmı da gövdeyle aynı renge getirilmiş, ki bu şık olmuş. Yine DiMarzio Air Norton, Tone Zone ve True Velvet(s) manyetikler bulunmakta. RG3250MZ modelinin bir de mor renkli (FOB) renk koduna sahip bir model daha girmiş, çeşni olmuş. Bu arada bunlarda super wizard HP, az daha kalınca olan wizard hp ve ultra HP sap profilleri var, onu da belirtelim. RG1527 ise bu sene bir ibanez klasiği renge bürünmüş; siyah  şık olmuş bu, orası tamam ama siyah be usta… Ancak Edge Zero 7 (ZPS3fx’li) köprüsüyle daha da güzel artık. 

Standart seri RG’lerde ilk gözüme çarpan, önceki yıllarda sadece ABD iç pazarına çıkan dişbudak gövdeli modellerin Avrupa pazarı içinde de yer alması. Bence şık bir hareket olmuş ve şu bir çok kişinin sövdüğü (ki bazılarının tutarsızca) ıhlamur hakimiyetinin az biraz da olsa kırılması adına da iyi. Eğer dişbudaklar hafifse ne ala… Edge Zer II’ler de pek yakışmış ayrıca. Beni şaşırtan esas konu ise yeni bir sap profili ile karşılaşmak oldu; wizard III. İşin garibi wizard II, 7 telli türleri haricinde hiçbir modelde yok gibi. Ayrıca RGD için ayrı, RGA için ayrı, RG için ayrı sap özellikleri verilmiş katalogda ki ben bunu her birinin profillerinde farklılıklar var gibi algıladım. Deneyeceğiz bakalım…

RGD’ler ve RGA’ler prestij ve standart RG’lerde anlattığım hemen her şeyden nasibini almış durumdalar. RGA’ler de ufak bir iki modifikasyon var. Sap boynuzları, tıpkı Chris Broderick’in RGA’ine daha bir benzemiş, oyma yapısı açısından. Geçen senekine çok yakın ama yine de farklılar. RGA427Z’nin manyetiğini hiç sevmedim. Değiştirmek istersen tek alternatifin EMG. Gerçi Duncan Blackout’ların, EMG’lerle doğrudan değişebilecek şekilde olanlarını yaptı (millet emg’lerden kurtulsun diye) ama yine de alternatifin aktif. Bunu sevmedim. 6 telli modellerde belki daha farklı alternatifler olabilir ama 7 tellisi bundan nasiplenmemiş ki dedim ya, hoşlanmadım bundan. Bence bu bir eksi. Diğer bir eksi ise sabit köprülü RGA’lerin baştan beridir standart köprüsü olan Gibraltar Plus köprüye veda edilmesi. Gibraltar standarttan çok daha zarif bir köprü idi ve prestige hattında hiç sabit köprülü RGA kalmamış olmasından kaynaklanan bu durum da bence iyi olmamış…

ARZ serisinde ise sert metalcileri sevindirecek bir güzellik mevcut: 24 perdeli LP türevi bu gitarların üst modellerinde EMG81-60 manyetikleri dikkat çekiyor. ARZ yeni bir seri olsa da yeni bir seri muamelesi yapmıyorum. ART serisinin 24 perdelileri işte…

XP serisi edge III köprüleri hala barındıran yegane seri olma gururunu yaşıyorlar. 

Gelelim S serisine. Bu seneye özel ahım şahım bir yenilik yok aslına bakarsak. S5470Q WCB diye pembemsi bir model var prestige’lerde ki bence güzel bir model. Zaten geçen seneden beridir tüm S’ler 24 perde. 

SV ve SA’larda kayda değer bir değişiklik yok. Ki keşke SV’lere biraz daha kalınca bir sap koysalar. Bence gayet hoş aletler. 

JS’ler geçen sene ile notamo aynı. JS2400, Satriani’nin de gözbebeği son zamanlarda. 

Jem’lerde Jem77FP2 yeni model olarak kataloğa girmiş durumda. Ben sevmedim bu modelin desenini. Nerede orjinal 77FP’dekiler, nerede bu? Gerisi bildik jem/uv hattı. 

Imzalı modellerde beni sevindiren model, sevmediğim grup Korn’un gitaristi munky için üretilen oldu; APEX100 TFB diye bir model. Neden sevdim modeli? Öncelikle H-S konfigürasyonu bana sempatik geldi, dahası PAF7’den Blaze’e geçilmiş olması da gayet yerinde bir karar bence, kızılağaç gövdeli oluşu, 3 ton sunburst finişi, pena muhafazası filan da cabası. Kullanılan donanımın da “powdered cosmo black” luşu aleti daha da şık yapan bir detay. Powdered olunca daha satenimsi oluyor. 




MTM’lerin üst modellerinde aman aman bir değişim yok. Ancak alt modellerde Duncan’lara geçmesi iyi haber. Ancak modeller hakkında bir bilgim yok, standart Duncanlar değiller yalnız. 

Neyse benim İbanez 2011 Avrupa modelleri için önyorumlarım kabaca böyle. Ben beğendim açıkçası. 2011 modelleri benim için bir hayal kırıklığı olmadı, bilakis cidden çok şık modeller, kilitli çapaların dönüşü, yeni köprüler, köprülerde iyileştirmeler, titanyum destek çubukları, daha iyi manyetikler filan gibi gelişmeler mutluluk verici. Eğer Edge Zero 2 cidden iyi kullanıcı test sonuçları alırsa hakikatten şanına şan katacak ibanez ve düşük fiyatlı shred gitarları sınıfında liderliğini daha bir güçlü bir şekilde perçinleyecek. Zaman içinde öncelikle NAMM bildirimlerini okudukça ve TR’ye gelen modelleri denediçe daha fazla bilgi ve fikir sahibi olacağız.

Sevgiler,

B

Tarafımdan yazılmış olan bu içeriğin izin alınmaksızın ve/veya "TAM" kaynak gösterilmeksizin alıntılanması, kopyalanması durumunda yayımcı şirket gerekli her türlü yasal yaptırımlara başvurmaya yetkilidir.

Popüler Yayınlar