gitardaki sarmaşık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gitardaki sarmaşık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9/08/2011

Uğur Darıveren Röportajı (2008)



Müzikal geçmişinden biraz bahsedelim istersen Uğur. Ne zaman ve ne şartlar altında, kimlerden etkilenerek gitar çalmaya başladın? Nasıl bir eğitim sürecin oldu, biraz bahset bakalım?

İlk gitarı elime aldığımda 13 yaşındaydım sanırım. Babamın bir arkadaşının gitarıydı. Gayet eski ve ilginç sesler çıkartan bir gitardı. Tahmin ettiğimden çok daha zor gelmişti çalması. İlk başlarda birilerinin yardımıyla ve kendi çabalarımla idare ettim. Daha sonradan ders alma ihtiyacı duyduğum noktada belli bir süre ders aldığım da oldu. Gitarist olarak ise Steve Vai, Frank Zappa, Joe Satriani, David Gilmour adları olmazsa olmazdı… Temellerde ise Iron Maiden ve Metallica var, herkes gibi :)

Son zamanlarda birkaç dikkat çekici gelişme oldu müzikal anlamda; birincisi Volume Dergisi’nden aldığın (Eylül 2007) “Virtüöz olma yolunda bir müzisyen” başlıklı yazı… Bu konuda neler söyleyeceksin?

8/08/2011

Joe Satriani Özel Röportajı (2007)

Joe Satriani Özel Röportajı (2007)


Merhaba, nasılsınız?

İyiyim, çok teşekkürler.

Sizinle konuşmak çok güzel. Fazla zamanınızın olmadığını da göz önüne alarak hemen sorularıma geçiyorum. Kariyerinizdeki birçok konser ve turla geçen uzun bir zamandan sonra Türkiye ilk defa tur programınızda yer alıyor. Sonunda sizi İstanbul’da canlı olarak izleyebileceğiz ve bunun için çok heyecanlıyız. Konserle ve Türk seyircisiyle ilgili beklentileriniz nedir?

Sanırım Güney Afrika, bazı Avrupa ülkeleri, Hindistan, Japonya gibi büyüleyici rock kitlesine sahip, bizim müziğimizi ve yaptığımız rock’n roll performanslarını beğenerek takip eden seyircilerden ne bekliyorsak Türk seyircisinden de aynısını bekliyorum. Sonunda Türk seyircisiyle birebir iletişim kuracak olmak çok güzel ve bunu heyecanla bekliyorum.

Türk seyircisi hakkında herhangi bir fikriniz var mı?

Hayır. Bu benim için tamamen yeni bir tecrübe olacak.


5/31/2011

Bijen Rahimi Özel Röportajı


 Merhabalar Bijen. Gitardaki Sarmaşığa hoşgeldin. İlk önce seni biraz tanıyalım, bilmeyenlere tanıtalım. Müziğe ve gitara ilk olarak nasıl başladın, nasıl bir eğitim aldın?

Merhaba, öncelikle bu sayı da beni konuk aldığınız için çok teşekkür ediyorum. Aslında gitar çalmayı 10 sene önce ilk aklıma koyduğumda bunun gelecekte neredeyse bütün hayatımı kapsayacağını bilmiyordum. Zaman içerisinde az çok öğreniverdim gitar çalmayı. Müzik üzerine herhangi bir eğitim almadım ancak gün geçtikçe işin teorisini de kendi çapımda öğrenmeye çalıştım hala da çalışıyorum. Sonuçta müzik işi, “tamam oldum ben artık!” denilemeyecek kadar sonsuz...

Şu aralar Tuşe'ye ek olarak, Ogün Sanlısoy ile çalıyorsun. Ogün'le olan birlikteliğin nasıl başladı, bundan biraz bahseder misin?

Ogün abi ile tanışmamız 1,5 sene kadar öncesine dayanıyor. Metin abinin Şebnem Ferah ile de çalması ve çok yoğun olması sebebiyle, ekipte Metin Türkcan varken ritm gitarları alabilecek, yokken de solo gitarları çalabilecek birine ihtiyaç duyulmuş ve değişik çevrelerden de benim ismim kulaklarına fısıldanınca bana ulaşılmış, iyi ki de ulaşılmış! Gerçekten o kadar iyi bir ekipte yer alıyorum ki. O kadar çok şey öğrendim ki onlardan. Bu ülkede ki rock müziğe yön vermiş insanlarla aynı oluşum içerisinde müzik yapmak çok büyük bir onur.
   
Bir albüme sahip olmamana rağmen, hatta Ogün’le çalmaya başlamanın çok öncelerinden beridir, ciddi anlamda tanınıyorsun. İnternet sitelerinde ve Ankara’da sadık bir takipçi kitlen var. Bunu neye borçlusun, bu değirmenin suyu nereden geliyor ;)

5/04/2011

Marillion - Misplaced Childhood

Marillion – Misplaced Childhood




Bir "şaheser" nasıl anlatılır? İnsanın bir şeyi ifade etmesi söz konusu olduğunda en zorlandığı şeyler, sıklıkla şaheser olarak ifade edilebilecek olanlardır. İngiliz "Marillion"'un da 3. Albümleri "Misplaced Childhood" tam böyle bir albüm.

Ticari başarı babında en yüksek noktaya geldikleri bu albümde de, daha önceki albümlerindeki tema hem şarkı sözleri konsepti olarak, hem de kapak tasarımı açısından sürdürmektedir. Ancak bir farkla; artık daha önceki kapaklarda da görülebilen, süregelmiş iç huzursuzluk, sıkıntılar bu albümle son bulmuştur. Daha önceki kapaklarda, tıpkı pek çok progresif grubun kapaklarında da fark edilebileceği gibi, yoğun bir sembolik anlatım, ana temayı destekleyecek şekilde yer alıyordu. Ancak bu kapakta sorunları sembolize eden bukalemunun artık hapsedildiğini, kafesin anahtarının da saksağan (magpie) tarafından taşındığını ve de bir çocuğu görebilmek mümkün ki bu çocuk da kahramanın (Fish'in belkide/Alegori hesabı?) çocukluğunu sembolize etmektedir.

İlk şarkı “Pseudo Silk Kimono” klasik neo-preogresif bir klavye girişi ile tatlı tatlı nağmeler yayar, ayrıca daha önceki albümlerden daha dengeli ve daha kaliteli bir sound söz konusudur bu albümde. Bu nedenden dolayı "Script For a Jester's Tear" albümünün girişindeki "sesi aç, hop birden fazla yükseldi, kıs" durumu yoktur (ki bunu yaşarım). "Huddled in the safety of a pseudo silk kimono Wearing bracelets of smoke, naked of understanding.." sözleri dudaklardan çıkması, bizi sonraki şarkı olan ve tam bir Marillion klasiği olan "Kayleigh"'e bağlar.

"Kayleigh" değil prog rock, müzik tarihinin en güzel bestelerinden/sözlerinden birisine sahiptir. Fish şarkının adının çıkışı ile ilgili olarak, bu adın "Kay" ismindeki bir kız arkadaşı etrafında döndüğünü ancak bu fikri gruba sunduğunda beğendiklerini ancak fazla kişisel/özel bulduklarını söyler. O da kızın 2. adı "Lee"'i, kızın babasının telaffuz ettiği haliyle "Leigh" olarak ekler ve şarkı adında "Kay Lee" => "Kayleigh" dönüşümü yaşanır. "Do you remember.." diye devam eden sözleri, kişisel olarak dinlediklerim arasında hala en anlamlılarındandır. Bu şarkının sonundaki piyano melodileri ile "Lavender"'a giriş yapılır. Bu şarkıyı tek bir kelime ile özetlemem gerekirse; "tatlı" derim. Melodisi, yapısı, sözleri ile bu sözcüğü hak ediyor.

4.şarkı olarak görünen eser "Bitter Suite"dır ve " Brief Encounter", "Lost Weekend","Blue Angel ","Misplaced Rendezvous","Windswept Thumb" olmak üzere 5 bölümden oluşur. Bu beş bölümün de geçişleri, melodi ve duygu yoğunlukları cidden muhteşemdir. Vokal duygusu olarak Fish'in "Misplaced Rendezvous"da yaptığı şeye bir emsal zor bulunabilir. Sakın dinlemeden ölmeyin;) Özellikle “The parallel of you... you” daki vurguya dikkat!



Bu şarkı da diğer bir çoğunda olduğu gibi, bir bütün oluştururcasına diğerine bağlıdır ve "Heart of Lothian" ‘a yol vermiş olur ki bu şarkı da "Wide Boy", "Curtain Call" adlı 2 bölümden oluşur. Şarkının 2.bölümü "Curtain Call" ‘un son mısrasında "And the man in the mirror has sad eyes" sözleri duyulur ve albümün ilk yarısı biter.

Aslında "Wide Boy"'u beste açısından biraz konsept dışı bulurdum eskiden. Artık onun zaten konsepte uyması için o şekilde bestelendiğine inanıyorum çünkü grubun anlatmak istediklerini tam da olması gerektiği gibi dinleyiciye ulaştırıyor.

2.yarıdaki ilk şarkımız "Waterhole (Expresso Bongo)", öncekilerden daha farklı yapısı ile  daha ilk saniyelerden kendisini belli ediyor. Ayrıca sözlerdeki temalarda da değişim görülmektedir. "Lords of the Backstage" temayı bir önceki şarkıdakinden alır ve bir sonraki aşamaya taşır. Zaman içindeki yapılmış yüzleşmeler sonucunda ortaya çıkmış ve eski sevgiliye söylenen/eski sevgili için düşünülen şeyleri barındırır. Bu şarkıdan "Blind Curve"'ün ilk bölümü "Vocal Under A Bloodlight"'e olan geçiş ise hayatımda dinlediğim en harika/en doğal/en etkileyici iki geçişten birisidir (diğeri Dream Theater/ "dance of eternity"den "one last time"'a geçiş). Atmosfer ani olarak çok duygusallaşır. Rothery gitarda devleşir bence tam bu geçiş noktasında. Sözler ise çok ama çok etkileyicidir. Artık o kişi ile (eski veya güncel sevgiliniz, eşiniz vs.) birlikte olamayacağınız gerçeği ile yüzleşmenin sözleridir;

Last night you said I was cold, untouchable
A lonely piece of action from another town
I just want to be free, I'm happy to be lonely
Can't you stay away?
Just leave me alone with my thoughts
Just a runaway, just a runaway
I'm saving myself


"Passing Strangers","Mylo" hikayeyi devam ettirir ve albümün tepe noktalarından biri olan "Perimeter Walk" başlar. Girişi, melodi işlenişi ve atmosferi oldukça karanlıktır. Tam bir iç hesaplaşma müziği olduğu da söylenebilir. Çocukluğuna ulaşmanın çabasını barındırır ve "Threshold " adlı bölümde de artık çocukluğuna kavuşur kahramanınız. Ayrıca bu bölüm etkileyici savaş karşıtı sözleri ihtiva eder ki zaten Derek Dick gerçek adlı Fish hem Marillion da, hem de kendi solo albümlerinde savaş karşıtı tutumuna sürekli olarak devam etmiştir.


Artık kahramanımız çocukluğuna kavuşmanın sevinci, mutluluğu ve erdemi içindedir. Bu hissi ise "Childhood's End?" adlı şarkıdan net bir şekilde hissedebilmek mümkündür. Şarkıyı tek kelime ile tasvir edecek olursam, seçeceğim kelime "neşeli" olacaktır, yada "canlı". Hüzün de barındırır bu duygular ama nihayetinde artık hayatı normale dönmüştür kahramanımız. “Neşeli bir hüzün” olarak da tarif edilebilir belki. Tüm acıların,sıkıntıların ardından ulaşılan mutluluk halinin ferahlığı sarmalar insanın çevresini. Özellikle klavyeler harika bir atmosfer yaratır burada.

"Do you realise that you give it on back to her?
But that would only be retraced in all the problems that you ever knew
So untrue
For she's got to carry on with her life
And you've got to carry on with yours"

"White Feather" ile de Dünyaya tekrar döner kahramanımız ve

"I will wear your white feather
I will carry your white flag
I will swear I have no nation
But I'm proud to own my heart
I will wear your white feather
I will carry your white flag
I will swear I have no nation
But I'm proud to own my heart
My heart, this is my heart"

nidaları ve barış mesajları ile bitirirler albümü.

80lerin hem bana, hem de bu müzikte gerçekten "uzman" olarak kabul gören "otoritelere" göre en iyi progresif rock albümü olan "Misplaced Childhood"'u, eğer prog.müzik seviyorsanız dinlememek/yoksa edinmemek için tek özrünüz sağır olmanız olmalı:)



Marillion – Misplaced Childhood 1985 Kadrosu
Vokaller: Fish (Derek Dick)
Gitarlar: Steve Rothery
Bas Gitar: Pete Trewavas
Davullar: Ian Mosley
Tuşlu çalgılar ve piyano: Mark Kelly


Barış ŞAHİN

Tarafımdan yazılmış olan bu yazı 2008 yılında YUXEXES Dergisinde yer alan Gitardaki Sarmaşık adlı köşede yayımlanmıştır. İzin alınmaksızın ve/veya "TAM" kaynak gösterilmeksizin alıntılanması, kopyalanması durumunda derginin yayımcı şirketi gerekli her türlü yasal yaptırımlara başvurmaya yetkilidir.

Tarihin Gitarla Aktığı Anlar

Aslında bu tür “en iyi gitar albümleri” gibi başlıklar oldukça yüzeyseldirler ve yapıları, yani geniş ölçekteki genellemeler ihtivâ ettiklerinden ciddi ikilemler de barındırabilen, çok iddialı başlıklardır. Ancak içerikte, mümkün mertebe “daha doğru” veya “daha gerçek” sıfatlarına yaklaştırabilmek adına bazı daraltmalar yaptım, sınıflandırmaya girecek albümleri belirlerken nispeten net kıstaslar oluşturdum. Her şeyden önce değerlendirmeye aldığım albümlerin hepsi rock tabanlı albümlerden oluşmakta. Bu bağlamda hayranı olduğum Mike Stern, Django Reinhardt, Scott Henderson, SRV, Warren Haynes, Al Di Meola, Duane Allman, Eric Clapton gibi isimleri pas geçtim. Diğer bir kıstasım zamanla alakalıydı. Listemi oluştururken 1980 sonrası albümleri temel aldım. Buna müteakip Jeff Beck, Jimmy Page, John MacLauplin, Jimi Hendrix, gibi “efsane” isimleri de pas geçmek durumunda kaldım, yoksa listeyi on tane değil 100 tane ile bile yapsak hâlâ eksik birçok çalışma kalacaktı... Ayrıca “solo gitar” esası da dikkate aldığım temel ölçütlerdendi. Bu sınırlar dâhilindeki albümlerde ise kişisel beğenilerim, kitlelere olan etki, gitara ve gitar müziğine getirdiği inovasyon gibi ölçütler göz önünde tuttuğum değerler oldu. Özellikle, bu tür gitar esaslı işlere girmek isteyenlere, gitar çalıp da vizyonunu geliştirmek isteyen genç arkadaşlara faydalı olabileceğini düşünüyorum….


Tarihin Gitarla Aktığı Anlar




Steve VaiPassion&Warfare : Yıl 1990. 80 sonlarında güçlü bir şekilde kendini gösteren, teknik üstünlük sahibi hızlı gitarist akımının nispeten sonları… Tam bu ortama ve zamana bir bomba düşer. Daha önceleri Zappa, David Lee Roth gibi isimlerle çalışmış ve bir de solo albüm (Flex-Able - 1984) sahibi Steve Vai, Whitesnake ile “Slip of the Tongue” turnesindeyken geniş ölçekte de tanıtma imkanı bulduğu albümünü patlatır: Sonuç; O andan bugüne kadar tüm dünyadan sayısız gitaristin çaldığı/çalmak istediği/çalmayı düşlediği ölümsüz ve zamanı için oldukça orijinal bir gitar büyücülüğü içeren, 7 telli katı gövde elektrik gitarların gerçek anlamda ilk kez kullanıldığı ve rock müziği literatürüne sokulduğu, aralarında “For The Love of God, Answers, Liberty, Blue Powder” gibi 14 klasik barındıran, mükemmel bir eser… Albüm enstrumantal olmasına rağmen, hemde 90’larda, billboard listelerinde 18. sıraya bile çıkar. 1990 yılında en iyi enstrumantal rock dalında Grammy adayı olmasına değil, ödülü kaptırmasına şaşmak lazım ;) Mutlak bir klasik. Eğer sınırlı sayıda orijinal CD alabilme imkanınız varsa, 2.el bile olsa P&W ‘i arşivinize katmak konusunda tereddütünüz olmasın ;)

4/30/2011

Joe Satriani Biyografisi 1.Bölüm



Müzisyenler vardır, uç seviyede enstrumanistliğe ulaşmışlardır. Gerçek birer Virtüözdürler. Ulaşabildikleri kitle de ziyadesi ile o çalgıyı çalanlardır. Müzisyenler vardır, ancak temel seviyede çalgı çalabilirler. Ancak ileri bestecilik yetenekleri ile geniş bir alanda tanınırlar. Hatta bunlar arasından bazıları o kadar iyi bestecilerdir ki o çalgıyı daha ileri seviyede çalanlara bile bir şeyleri yeniden öğretirler. Sadece çok az sayıdaki bazı müzisyenler ise bu iki değere birden aynı anda sahiptirler. İşte 1980'den sonra elektrikgitarın başına gelen en iyi şey olan Joe Satriani'yi kabaca böyle tanımlayarak işe başlayabiliriz. 13 kez Grammy’e aday olmuş, albümleri enstrumantal olmasına rağmen liste başarısı göstermiş, bunların ötesinde gitar nedir, nasıl çalınır başlıklarında tüm dünyaya ders vermiş bir abide o.



15 Temmuz 1956'da, Westbury/New York'da doğan Joe, 14 yaşında ilk kez eline gitarı alır ve macerasına girmiş olur. Bir sene sonra, 1971 yılında etrafındakilere gitar dersleri vermeye başlar ki, iyi bilindiği üzere en meşhur öğrencisi Steve VAI'dir. Röportajlarda VAI 'in ondan ilk ders almaya başladığı günü, elinde eski bir gitar ve bir paket tel ile nasıl tel takılacağını bile bilmeden derslere başlamasını, VAI' in ne kadar iyi bir öğrenci olduğunu, verdiği egzersizleri nasıl geliştirdiğini ve onları yepyeni, bir hale soktuktunu uzun uzun da anlatır(dı). Bununla birlikte öğrencileri VAI ile sınırlı kalmaz...1974 yılında iki modern caz ustasından dersler alır: Gitarist Billy Bauer ve kompozitör/piyanist Lennie Tristano. 4 yıl sonra ise, önündeki on yıl boyunca gitar eğitmenliği kariyeri yapacağı, Los Angeles' a taşınır. Metallica'dan Kırk Hammet, Counting Crows'dan David Bryson, Primus'dan Larry LaLonde, Charlie Hunter, Alex Skolnick, T-Ride'dan Jeff Tyson hep bu dönem dahilinde ondan eğitim almışlardır.

3/19/2011

Elektrik Gitar ve Bas Yapımında Yaygın Olarak Kullanılan Ağaçlar Bölüm 2 (In Turkish)

Elektrik Gitar ve Bas Yapımında Yaygın Olarak Kullanılan Ağaçlar (2.Bölüm)


Maun [Mahogany – sıklıkla Swietenia, Khaya ve Entandrophragma türleri. Örneğin Khaya Ivorensis (Afrika Maunu) ve Swietenia Macrophylla (Honduras Maunu gibi)]: Üç kelime; Gibson Les Paul! Tipik bir Les Paul nasıl karakterize edilebilir? Sıcak ve yumuşak tonlar, sonsuz ses uzaması (sustain), hayvan cesedi misali bel büken bir ağırlık, şeffaf veya yarı şeffaf modellerinde her taraftan, altın rengi üst kapak olanlarda (goldtop) sadece arka tarafta görülebilen şahane damar yapısı ve artık biraz da fiyat… İşte tüm bu özellikleri belirleyen (Dikkat: Skala uzunluğu, sap ve gövde kalınlığı, tuşe ağacı, köprü ve üst eşik gibi önemli diğer faktörler göz ardı edilmemeli!) ana etmenlerin başında maun gövde ve sap yatmakta…


Gitar dünyasının, bence, en güzel ağaçlarından birisidir ve kendi adıma üzerinde alevli veya yanardönerli bir Akçaağaç kapakla servis edilirse tadından yenmez Günümüzde gitar gövdesi olarak yaygın ölçekli kullanılan çeşitli maun türleri mevcuttur. Bunların en meşhuru Honduras Maunudur. Eskiden Honduras maunu çok aşırı bir şekilde kullanılırdı. Eski Les Paul’lerin, sanıyorum, tamamı Honduras bölgesinden nasiplenmiştir hatta. Şu an ise CITES tarafından koruma altında bir ağaç türü olduğu, yani soyu tükenme tehlikesi söz konusu olduğu için bulunması zor, en azından amerika kıtası haricinde durum bu ve bulunduğunda da fiyatlar katlana katlana çıkıyor karşımıza. Hele bir de iyi koşullarda yıllanmış filansa hiç sormayın. O sebeple karşınıza çıkacak 1000-2000 dolar aralığındaki bir gitarın Honduras olma ihtimali göreceli olarak düşük, onu belirteyim. Piyasada en sıklıkla dönen modellerde sıklıkla rastlanan türler genelde Khaya Ivorensis yani Afrika Maunudur veya sapeli maunudur. O da güzeldir, o da candır. Honduras biraz daha hafiftir ki en büyük avantajlarından birisi de bu.


Elektrik Gitar ve Bas Yapımında Yaygın Olarak Kullanılan Ağaçlar Bölüm 1 (in Turkish)

Herkese merhabalar. 

Hazırladığım ilk konu, üzerinde yıllardır geyiklerin döndürüldüğü (bir kısmı da oldukça “yazış” olan geyikler hem de…) bir konu; elektrik gitar/bas gövde ve sap ağaçlarını türleri, genel karakteristikleri, artıları – eksileri, getirdikleri ve götürdükleri ile kısaca ortaya koymaya çalışacağız. Başta vurgulamam gereken konulardan ilki ise gövde ağacı haricinde nihai tonaliteye etkiyen diğer ana etmenlerdir. Aşağıda başlayacak yazı dizimde bahsedeceğim konular gövde ağacının etkisi üzerinedir. Ancak literatürde halen tam olarak yer almasa bile, hem yakın çevremde (doğrudan ve dolaylı olarak) gözlemlediğim örnekler, hem de atölyede yaptığımız denemeler sonucunda sapın ve tuşenin (ağaç, birleştirme, kesim türü vs.ye de bağlı olmak üzere), nihai tonaliteye etkisinin, gövde ağacınınkinden çok daha baskın olduğunu belirtebilirim. Dolayısıyla tercih yaparken bunu da göze almakta mutlak fayda var. Ayrıca amfiden aldığınız ses konusunda sap ve gövde kadar büyük bir payda sahibi olan manyetik ve amfinin kendi karakteristiklerini de göz ardı etmemek gerekir ki bu yazı bu iki ana değişkenden de bağımsızdır. 


Ayrıca yazımı hazırlarken şu kaynakçalardan ciddi olarak yararlandım:

Guitar Player Repair Guide, 2.baskı - Dan Erlewine
Building Electric Guitars - Martin Koch
Guitars, Design, Production and Repair - Jim Donahue
U.S. Department of Agriculture Forest Service yayınları - January 1973-Sayı 219 - Edwin Kallio&Richard M.Godman
A Guitar Maker's Manual, 3.basım - Jim Williams
Make Your Own Electric Guitar&Bass - Dennis Waring&David Raymond
Guitar Builders FAQ - Bill Wyza
www.warmoth.com
www.wikipedia.com
www.jemsite.com
www.usacustoms.com
http://www.bothner.co.za/articles


Elektrik Gitar ve Bas Yapımında Yaygın Olarak Kullanılan Ağaçlar

Elektro/bas gitar seçiminin kritik aşamalarından birisini gövde ağacının seçimi/değerlendirilmesi oluşturur. Her ne kadar nihai tonaliteye olan etkisi, akustik çalgılarda olduğu kadar olmasa da, hedeflenen tonun eldesinde önem taşıyan bir konudur. Ancak bu konu sadece ağacın türüne bağlanması kesinlikle büyük bir hata olur. Şunu açıkça netleştirmek gereklidir ki ağaçlar, suni üretilmiş / fabrikasyon çıkışlı ürünler gibi değildirler, özellikleri aynı tür içinde bile ağaçtan ağaca değişir. Aynı türdeki her ağaç aynı büyüme şartları ile büyümez ve farklı büyüme/beslenme (toprak) koşulları çok farklı neticeler doğurur. Dahası aynı ağacın farklı bölgelerinden alınan örnekler bile eş olmayabilir. 

Popüler Yayınlar