yuxexes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yuxexes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9/15/2011

Volkan YIRTICI Özel Röportajı (2008)




Merhabalar Volkan, Gitardaki Sarmaşık’a hoş geldin. Bu tür birçok röportajda tipik ilk soru "Bize biraz kendinden bahset" olur ya. Sormaktan hoşlanmasam bile, kayıtlı bir veri olması açısından, kendinden biraz bahsedebilirsen sevinirim. Volkan Yırtıcı kimdir ve “Yanlış Notalar” albümüne kadar ne gibi işlerle uğraşmıştır?

Babamın eski bir müzisyen olması küçük yaşlarda müziğe ilgi duymama neden oldu ve ciddi anlamda gitarı elime 13 yaşında aldım. Tabii o zamanlar gitar çalmanın bu kadar zor birşey olduğunu bilmiyordum. Birçok genç gibi ben de önce bir süre klasik gitar eğitimi gördüm, daha sonra elektro gitara geçtim ve çeşitli amatör gruplarda yer aldım.İlerleyen yaşlarda klavye çalmaya ve bilgisayarla müzik yapmaya merak saldım ve bu konularda da kendimi geliştirmeye çalıştım. Bu bana müzikal yaşantımda gerçekten çok büyük yarar sağladı, özellikle aranjör ve besteci yönümü keşfetmeme yardımcı oldu.Üniversite yıllarında ise çeşitli mekanlarda profesyonel olarak müzik yapmaya başladım.Ardından bu işin mutfağında yer almak bana daha fazla cazip geldiği için Ankara'da Detay Müzik stüdyosunu kurdum.Burada birçok grup ve müzisyenle çalıştım onların kayıtlarını ve düzenlemelerini yaptım. Ankara'dan müzik piyasasına giren ve bir çoğunuzun tanıdığı bu grupların ve müzisyenlerin hemen hemen hepsiyle çalışmışımdır. Doğrusu bu çok ilginç bir deneyim benim için, rock müzik dünyasında şu anda yer alan bu grupların amatör dönemlerinden şu anki gelişimlerine kadar olan zamanı gözlemleme şansım oldu.

Bunun dışında özel kuruluşlara ve televizyonlara jenerik ve reklam müzikleri hazırladım. Altında adım yazmasa da hala TV lerde yayınlanan jenerik müziklerim var   Bir de müzik geçmişimde benim için çok enterasan bir çalışma var.Okul öncesi çocukların eğitimi için hazırlanan bir projeye çocuk şarkıları bestedim.

9/08/2011

Uğur Darıveren Röportajı (2008)



Müzikal geçmişinden biraz bahsedelim istersen Uğur. Ne zaman ve ne şartlar altında, kimlerden etkilenerek gitar çalmaya başladın? Nasıl bir eğitim sürecin oldu, biraz bahset bakalım?

İlk gitarı elime aldığımda 13 yaşındaydım sanırım. Babamın bir arkadaşının gitarıydı. Gayet eski ve ilginç sesler çıkartan bir gitardı. Tahmin ettiğimden çok daha zor gelmişti çalması. İlk başlarda birilerinin yardımıyla ve kendi çabalarımla idare ettim. Daha sonradan ders alma ihtiyacı duyduğum noktada belli bir süre ders aldığım da oldu. Gitarist olarak ise Steve Vai, Frank Zappa, Joe Satriani, David Gilmour adları olmazsa olmazdı… Temellerde ise Iron Maiden ve Metallica var, herkes gibi :)

Son zamanlarda birkaç dikkat çekici gelişme oldu müzikal anlamda; birincisi Volume Dergisi’nden aldığın (Eylül 2007) “Virtüöz olma yolunda bir müzisyen” başlıklı yazı… Bu konuda neler söyleyeceksin?

8/08/2011

Joe Satriani Özel Röportajı (2007)

Joe Satriani Özel Röportajı (2007)


Merhaba, nasılsınız?

İyiyim, çok teşekkürler.

Sizinle konuşmak çok güzel. Fazla zamanınızın olmadığını da göz önüne alarak hemen sorularıma geçiyorum. Kariyerinizdeki birçok konser ve turla geçen uzun bir zamandan sonra Türkiye ilk defa tur programınızda yer alıyor. Sonunda sizi İstanbul’da canlı olarak izleyebileceğiz ve bunun için çok heyecanlıyız. Konserle ve Türk seyircisiyle ilgili beklentileriniz nedir?

Sanırım Güney Afrika, bazı Avrupa ülkeleri, Hindistan, Japonya gibi büyüleyici rock kitlesine sahip, bizim müziğimizi ve yaptığımız rock’n roll performanslarını beğenerek takip eden seyircilerden ne bekliyorsak Türk seyircisinden de aynısını bekliyorum. Sonunda Türk seyircisiyle birebir iletişim kuracak olmak çok güzel ve bunu heyecanla bekliyorum.

Türk seyircisi hakkında herhangi bir fikriniz var mı?

Hayır. Bu benim için tamamen yeni bir tecrübe olacak.


7/07/2011

Mehmet Barlo Özel Röportajı



Gitar ve manyetikler söz konusu olduğunda, TR’ de akla gelen ilk adamlardan birisisin. Ancak seni henüz tanımamış olanlar ve forumlardan aşina olsa bile yüzeysel anlamda bile tanımayanlar için kısaca kendinden bahseder misin, kimdir Dr.B, Doktor Barlo veya Stratomaster?

Müzikal başlangıç, İstanbul Tünel tarafındaki Avusturya Lisesi’nde başlıyor, 1986 yılında. Boğaziçi Üniversitesi’ne kadarki süreç tanıdık bir zaman dilimi. Üniversite yıllarındaki “eski” ve “rezil” bir taş odada yapılan ilk grup provalarımızı, hocam Ümit Yılmaz ile gitar dersleri takip etti ve müzik daha bir ciddiyet kazandı. 92-95 arasında İstanbul’da, Gitar Bar’dan Hayal Kahvesi’ne, Jazz Stop’tan (şimdiki Mojo) Kemancı’ya bar grubu maceraları ile geçti. O yıllarda slide gitar ile tanıştım. Yine de o zamanlar, yüksek çıkışlı “metalci”ekipmanlar ile sert takılmaca yıllarını oluşturuyordu. 1995 yılında British Council'dan burslu olarak London School of Economics'e Yüksek Lisans’a gittim. Orada  Norveçli, İngiliz, İskoç elemanlarla bir grup kurduk ve grupla İngiltere’ de çok çeşitli mekan ve barlarda canlı çalma imkanımız oldu. Ancak yüksek lisansın bitişi ile grup dağıldı. Akabinde yüksek ihtisas için University of Minnesota'ya gittim ve bir sakatlık nedeniyle 2000 yılına kadar gitara ara vermek zorunda kaldım. Bu süre zarfında amfi-manyetik-devreler gibi müzisyen elektroniği olayı başladı. Bu yıllar aynı zamanda Seymour Duncan için Beta Tester olarak çalışmaya başladığım yıllar oldu. 2003 sonunda Türkiye’ye geri döndük ve Sabancı Üniversitesi’ne hoca olduk. Bugünlerde “sadece ve sadece eğlenmek” felsefesi ile kurulmuş biri blues, biri de caz çalan iki grubum var...



Elektrik gitar çalmaya başlamana yol açan nedenler ve/veya kişiler hakkında biraz bilgi verir misin?

Cevap aslında çok basit. Led Zeppelin I (yani ilk) albümü, ve de içindeki Baby Am Gonna Leave You isimli şarkı.

Bundan önce çocukluğum, şu anda dönüp baktığımda anlıyorum ki, çok kaliteli müzikler dinleyerek geçmiş. Bunun için aileme özellikle her yurtdışı seyahati sonrasında bana The Beatles albümleri getiren babama teşekkür etmem şarttır. Help! albümünü en azından 7-8 yaşından beri dinlerim. Bunun yanında Cem Karaca’nın, Barış Manço’nun, Moğollar’ın yaptığı albümler ve de 45likleri ve LPleri 3-4 yaşından beri dinlerim ve de hala onları hala itina ile saklarım. Bundan dolayı şu anda da çok sevdiğim bu cins müzikler kafama kazınmış oldu.

Ama büyürken bir ara açıkçası bunu unutmuş oldum. 80lerin ortası ve de o yıllarda çok popüler olan müzikler (her ne kadar naçizane fikrime göre günümüzdekilere göre çok daha iyi olsalar da) daha ziyade bolca synthesizer barındırmakta idi. Güzel müzikler de olsa, açıkça konuşmak gerekirse, Led Zeppelin 1 plağının açılış şarkısı olan Good Times Bad Times’ı ilk kez dinlediğimdeki hissi bana hiç birisi veremedi. Sonradan teknik tabirinin power chord olduğunu öğrendiğim, o güçlü ve kesik müzik tarzı birden bana çok yakın hitap etti. Ardından çocukluğumda dinlediğim müziklerin aslında ne kadar güzel olduğunu bir bir görmeye başladım. Çok kez dinledikten sonra bu bahsettiğim albümde ikinci şarkı olan Baby Im Gonna Leave You ciddi anlamda beni gitara itti. Tüylerimin hala ürperdiği bir şarkıdır. İçindeki acı, kafa karışıklığı, ve de sonuna doğru gelen öfke, bana bu enstrümanın nelere vakıf olduğunu gösterdi, ve de gitara başlamış oldum. Devamında elbette Cream, Deep Purple, Allmann Brothers vs daha da beni bu işin içine çekti.

Gitara başladığın ilk yıllarda ve günümüzde seni hem müzikal hem de gitaristlik olarak etkileyen sanatçılardan bahseder misin?

6/16/2011

Joe Satriani Biyografisi 2.Bölüm

Tarafımdan yazılmış olan bu yazı 2008 yılında YUXEXES Dergisinde yer alan Gitardaki Sarmaşık adlı köşede yayımlanmıştır. İzin alınmaksızın ve/veya "TAM" kaynak gösterilmeksizin alıntılanması, kopyalanması durumunda derginin yayımcı şirketi gerekli her türlü yasal yaptırımlara başvurmaya yetkilidir.



…Joe başarı kazanmıştır kazanmasına da bir dahaki albümde farklı bir şeyler denemek istemektedir. Her şeyden önce evvelki albümlerdeki üstüste binen gitarlardan bağımsız olarak daha canlı bir sound istemektedir. Daha rock bir sound peşindedir. Daha önceki albümlerin kadrosundaki müzisyenler ile stüdyoya girdiğinde rock çalmak amacında bile olsa soundun daha farklı mecralara aktığını gören Joe, istediği değişikleri gerçekleştrimek için iki önemli değişikliğe gider; İlki, yapımcısını değiştirmektir. Diğer albümlerin demişbaşı Cuniberti bu kez yardımcı yapımcı koltuğundadır. Bu görevdeki başrol ise efsanevi yapımcı olarak bilinen Andy Johns'undur. Bu değişiklik sounddaki değişimin temel nedenidir. İkinci büyük değişim ise kadroda yaşanır. Hamm ve Campitelli  ikilisinin yerini Matt ve Gregg Bisonette alır ki nispeten daha sert bir sound için daha uygun görülmüşlerdir. Daha önce David Lee Roth (Dolayısıyla Steve Vai ve Billy Sheehan ile de )çalışmış olan biraderler gerçekten iyi birer seçimdirler. Özellikle Gregg Bisonette şahsen çok sevdiğim bir müzisyendir. 


Gerekli kadro değişiklikleri ve hazırlıklar ile geçen birkaç yıldan sonra Temmuz 1992'de dönemin Satch mahsülü "The Extremist" raflarda yerini alır. Albüm diğer albümleri gibi kısa sürede altın plağa ulaşır. Albümden çıkan ilk single "Summer Song" beklenen etkinin gerçekleşmesinde büyük yarar sağlar. Albüm kısa sürede Billboard listelerinde 24. sıraya yerleşir ve Joe' ya bir  Grammy adaylığı daha yaşatır. İçerisinde kendi içinde deneysel bir tad barındıran ve sonradan gelecek "Joe Satriani" adlı albüme sinyal yakan "New Blues", Joe'nun yine eşi için yazdığı "Rubina's Blue Sky Happiness", albümün nispeten sert, yeni kadronun öncekilerden farkını hissettiren, rock oranı yüksek "The Exremist, War, Friends, Motorcycle Driver", meşhur Joe baladı "Crying" ve benzersiz melodisiyle "Why" gibi her biri eşsiz şarkılar bulunduran bir albüm hakkında söylenebilecek şeyler anlamlarını yitirebilir. "The Extremist"deki kişisel favorim "Tears in the Rain" adlı kısa akustik eserdir. Açın arama motorlarını yazın Tears in the Rain diye, bir sürü şarkıyla karşılaşırsınız. Çünkü çok klişe bir şarkı adıdır. Lakin içlerindeki en derin, en anlamlı olanı muhtemelen Joe' nunkidir. 1.18 sn içerisinde, nasıl olup da bu kadar çok şey anlatılabilir halen şaşarım. Ayrıca bu şarkı, bana göre, bir çok insanın acımasızca ve bilinçsizce itham ettikleri virtüöz albümleri için yapılan "ruhsuzluk - duygusuzluk" gibi aslen tamamıyla bireysel olan eleştirilere de verilmiş en güzel cevaptır.

5/31/2011

Bijen Rahimi Özel Röportajı


 Merhabalar Bijen. Gitardaki Sarmaşığa hoşgeldin. İlk önce seni biraz tanıyalım, bilmeyenlere tanıtalım. Müziğe ve gitara ilk olarak nasıl başladın, nasıl bir eğitim aldın?

Merhaba, öncelikle bu sayı da beni konuk aldığınız için çok teşekkür ediyorum. Aslında gitar çalmayı 10 sene önce ilk aklıma koyduğumda bunun gelecekte neredeyse bütün hayatımı kapsayacağını bilmiyordum. Zaman içerisinde az çok öğreniverdim gitar çalmayı. Müzik üzerine herhangi bir eğitim almadım ancak gün geçtikçe işin teorisini de kendi çapımda öğrenmeye çalıştım hala da çalışıyorum. Sonuçta müzik işi, “tamam oldum ben artık!” denilemeyecek kadar sonsuz...

Şu aralar Tuşe'ye ek olarak, Ogün Sanlısoy ile çalıyorsun. Ogün'le olan birlikteliğin nasıl başladı, bundan biraz bahseder misin?

Ogün abi ile tanışmamız 1,5 sene kadar öncesine dayanıyor. Metin abinin Şebnem Ferah ile de çalması ve çok yoğun olması sebebiyle, ekipte Metin Türkcan varken ritm gitarları alabilecek, yokken de solo gitarları çalabilecek birine ihtiyaç duyulmuş ve değişik çevrelerden de benim ismim kulaklarına fısıldanınca bana ulaşılmış, iyi ki de ulaşılmış! Gerçekten o kadar iyi bir ekipte yer alıyorum ki. O kadar çok şey öğrendim ki onlardan. Bu ülkede ki rock müziğe yön vermiş insanlarla aynı oluşum içerisinde müzik yapmak çok büyük bir onur.
   
Bir albüme sahip olmamana rağmen, hatta Ogün’le çalmaya başlamanın çok öncelerinden beridir, ciddi anlamda tanınıyorsun. İnternet sitelerinde ve Ankara’da sadık bir takipçi kitlen var. Bunu neye borçlusun, bu değirmenin suyu nereden geliyor ;)

5/25/2011

ENSTRUMANTAL ŞAHESERLER

YUXEXES Gitardaki Sarmaşık köşesinin, Kasım 2007 sayısında şöyle bir girizgah yapmışım;

“Bu sayıda bahsetmek istediğim konu, zaman içinde devamını da getirmeyi düşündüğüm bir tema oldu ve enstrümantal albümler hakkında…

Bu tür albümler çeşitli şekillerde ve tarzlarda karşımıza çıkabilir. Burada yer alanlar/alacaklar ise genel anlamda, salt gitar albümü sayılabilecek veya bireysel enstrumanizmin baskın olduğu albümlerden ziyade, genel müzisyenliğin ve grup müziğinin ağır bastığı örnekler olarak yer aldılar. Bu tür bazı albümler, istisnaları olsa bile, genelde ıskalanmış albümlerdir bana göre. Bir A grubunun dünyada B kadar takipçisi olabilir. Ancak bu A grubunun elemanları ile daha da ünlü C grubunun üyelerinden oluşan bir D proje grubunun takipçisi B ile kıyas götürmeyecek kadar az olur genelde. Bazen proje gruplarında ortaya çıkan müzik çok da muazzam sayılmayacak bir şey olabilse bile, kimi zaman da çok başarılı olabilme potansiyelini taşır. Taşır da o potansiyel, kinetiğe dönüşmez pek. İşte bu yazımda (çoğu, hepsi değil) ıskalanan enstrümantal albümler ve bazı önemli gruplara yer vermek istedim. Umarım bu yazı bir vesile olur da, bu müzikler, onları sevecek ve onlara değer verecek insanlara ulaşır. Ayrıca burada zikrettiğim albümler biraz abartılı bir başlık içindeler; “Enstrumantal Şaheserler”.  Ama dikkat çekici bir tema başlığı olduğu kesin…”

Devamı gelemedi aslında :) Ama yine mevzubahis yazı aşağıda, umuyorum ilginizi çeker…

ENSTRUMANTAL ŞAHESERLER

Alex Skolnick Trio - Goodbye to Romance : 2002 yılının en sürpriz albümlerinden birisi, şüphesiz bu albüm idi. Testament ile taş gibi thrash yapan, ardından Savatage ve Stu Hamm ile çalışmalar, turneler yapan bir gitarist birden ortadan yok olmuş, geriye solo çalışma babında bu albümle dönmüştü. Albüm dokuz tane rock klasiğinin cover versiyonlarından oluşuyordu. Elbette bu tür albümlerden dolu vardır diye düşünenler yanıldı zira Alex bu rock şarkılarını, caz triosu ile beraber, naif bir şekilde yorumlamıştı. Kiss’den “Detroit Rock City” notalarını ilk duyduğunuz andan itibaren ortada farklı bir yaklaşımın varlığını hissediyorsunuz. Who’dan “Pinball Wizard”, Scorpions’dan “Still Loving You”, Ozzy Osbourne’dan “Goodbye to Romance”, Kara Sabahattin’den “War Pigs” ve Aerosmith’den “Dream On” gibi eserler çok tatlı bir şekilde yorumlanmış halleriyle arzı endam ediyorlar bu albümde. Bu albümün bana göre en dikkat edilmesi gereken avantajı, rock dinleyen ancak caza bir türlü ısınamamış insanlara, caz müziğin kapılarını aralamak babında zarif bir girizgah olabilme potansiyelidir.  Iron Maiden fanlarına küçük bir not, Alex ikinci A.S.T. albümünde, doğaçlama bölümleri de içeren bir Trooper yorumuna yer verdi. Maiden’ı hiç caz olarak dinlemedim demeyin ;)

5/04/2011

Marillion - Misplaced Childhood

Marillion – Misplaced Childhood




Bir "şaheser" nasıl anlatılır? İnsanın bir şeyi ifade etmesi söz konusu olduğunda en zorlandığı şeyler, sıklıkla şaheser olarak ifade edilebilecek olanlardır. İngiliz "Marillion"'un da 3. Albümleri "Misplaced Childhood" tam böyle bir albüm.

Ticari başarı babında en yüksek noktaya geldikleri bu albümde de, daha önceki albümlerindeki tema hem şarkı sözleri konsepti olarak, hem de kapak tasarımı açısından sürdürmektedir. Ancak bir farkla; artık daha önceki kapaklarda da görülebilen, süregelmiş iç huzursuzluk, sıkıntılar bu albümle son bulmuştur. Daha önceki kapaklarda, tıpkı pek çok progresif grubun kapaklarında da fark edilebileceği gibi, yoğun bir sembolik anlatım, ana temayı destekleyecek şekilde yer alıyordu. Ancak bu kapakta sorunları sembolize eden bukalemunun artık hapsedildiğini, kafesin anahtarının da saksağan (magpie) tarafından taşındığını ve de bir çocuğu görebilmek mümkün ki bu çocuk da kahramanın (Fish'in belkide/Alegori hesabı?) çocukluğunu sembolize etmektedir.

İlk şarkı “Pseudo Silk Kimono” klasik neo-preogresif bir klavye girişi ile tatlı tatlı nağmeler yayar, ayrıca daha önceki albümlerden daha dengeli ve daha kaliteli bir sound söz konusudur bu albümde. Bu nedenden dolayı "Script For a Jester's Tear" albümünün girişindeki "sesi aç, hop birden fazla yükseldi, kıs" durumu yoktur (ki bunu yaşarım). "Huddled in the safety of a pseudo silk kimono Wearing bracelets of smoke, naked of understanding.." sözleri dudaklardan çıkması, bizi sonraki şarkı olan ve tam bir Marillion klasiği olan "Kayleigh"'e bağlar.

"Kayleigh" değil prog rock, müzik tarihinin en güzel bestelerinden/sözlerinden birisine sahiptir. Fish şarkının adının çıkışı ile ilgili olarak, bu adın "Kay" ismindeki bir kız arkadaşı etrafında döndüğünü ancak bu fikri gruba sunduğunda beğendiklerini ancak fazla kişisel/özel bulduklarını söyler. O da kızın 2. adı "Lee"'i, kızın babasının telaffuz ettiği haliyle "Leigh" olarak ekler ve şarkı adında "Kay Lee" => "Kayleigh" dönüşümü yaşanır. "Do you remember.." diye devam eden sözleri, kişisel olarak dinlediklerim arasında hala en anlamlılarındandır. Bu şarkının sonundaki piyano melodileri ile "Lavender"'a giriş yapılır. Bu şarkıyı tek bir kelime ile özetlemem gerekirse; "tatlı" derim. Melodisi, yapısı, sözleri ile bu sözcüğü hak ediyor.

4.şarkı olarak görünen eser "Bitter Suite"dır ve " Brief Encounter", "Lost Weekend","Blue Angel ","Misplaced Rendezvous","Windswept Thumb" olmak üzere 5 bölümden oluşur. Bu beş bölümün de geçişleri, melodi ve duygu yoğunlukları cidden muhteşemdir. Vokal duygusu olarak Fish'in "Misplaced Rendezvous"da yaptığı şeye bir emsal zor bulunabilir. Sakın dinlemeden ölmeyin;) Özellikle “The parallel of you... you” daki vurguya dikkat!



Bu şarkı da diğer bir çoğunda olduğu gibi, bir bütün oluştururcasına diğerine bağlıdır ve "Heart of Lothian" ‘a yol vermiş olur ki bu şarkı da "Wide Boy", "Curtain Call" adlı 2 bölümden oluşur. Şarkının 2.bölümü "Curtain Call" ‘un son mısrasında "And the man in the mirror has sad eyes" sözleri duyulur ve albümün ilk yarısı biter.

Aslında "Wide Boy"'u beste açısından biraz konsept dışı bulurdum eskiden. Artık onun zaten konsepte uyması için o şekilde bestelendiğine inanıyorum çünkü grubun anlatmak istediklerini tam da olması gerektiği gibi dinleyiciye ulaştırıyor.

2.yarıdaki ilk şarkımız "Waterhole (Expresso Bongo)", öncekilerden daha farklı yapısı ile  daha ilk saniyelerden kendisini belli ediyor. Ayrıca sözlerdeki temalarda da değişim görülmektedir. "Lords of the Backstage" temayı bir önceki şarkıdakinden alır ve bir sonraki aşamaya taşır. Zaman içindeki yapılmış yüzleşmeler sonucunda ortaya çıkmış ve eski sevgiliye söylenen/eski sevgili için düşünülen şeyleri barındırır. Bu şarkıdan "Blind Curve"'ün ilk bölümü "Vocal Under A Bloodlight"'e olan geçiş ise hayatımda dinlediğim en harika/en doğal/en etkileyici iki geçişten birisidir (diğeri Dream Theater/ "dance of eternity"den "one last time"'a geçiş). Atmosfer ani olarak çok duygusallaşır. Rothery gitarda devleşir bence tam bu geçiş noktasında. Sözler ise çok ama çok etkileyicidir. Artık o kişi ile (eski veya güncel sevgiliniz, eşiniz vs.) birlikte olamayacağınız gerçeği ile yüzleşmenin sözleridir;

Last night you said I was cold, untouchable
A lonely piece of action from another town
I just want to be free, I'm happy to be lonely
Can't you stay away?
Just leave me alone with my thoughts
Just a runaway, just a runaway
I'm saving myself


"Passing Strangers","Mylo" hikayeyi devam ettirir ve albümün tepe noktalarından biri olan "Perimeter Walk" başlar. Girişi, melodi işlenişi ve atmosferi oldukça karanlıktır. Tam bir iç hesaplaşma müziği olduğu da söylenebilir. Çocukluğuna ulaşmanın çabasını barındırır ve "Threshold " adlı bölümde de artık çocukluğuna kavuşur kahramanınız. Ayrıca bu bölüm etkileyici savaş karşıtı sözleri ihtiva eder ki zaten Derek Dick gerçek adlı Fish hem Marillion da, hem de kendi solo albümlerinde savaş karşıtı tutumuna sürekli olarak devam etmiştir.


Artık kahramanımız çocukluğuna kavuşmanın sevinci, mutluluğu ve erdemi içindedir. Bu hissi ise "Childhood's End?" adlı şarkıdan net bir şekilde hissedebilmek mümkündür. Şarkıyı tek kelime ile tasvir edecek olursam, seçeceğim kelime "neşeli" olacaktır, yada "canlı". Hüzün de barındırır bu duygular ama nihayetinde artık hayatı normale dönmüştür kahramanımız. “Neşeli bir hüzün” olarak da tarif edilebilir belki. Tüm acıların,sıkıntıların ardından ulaşılan mutluluk halinin ferahlığı sarmalar insanın çevresini. Özellikle klavyeler harika bir atmosfer yaratır burada.

"Do you realise that you give it on back to her?
But that would only be retraced in all the problems that you ever knew
So untrue
For she's got to carry on with her life
And you've got to carry on with yours"

"White Feather" ile de Dünyaya tekrar döner kahramanımız ve

"I will wear your white feather
I will carry your white flag
I will swear I have no nation
But I'm proud to own my heart
I will wear your white feather
I will carry your white flag
I will swear I have no nation
But I'm proud to own my heart
My heart, this is my heart"

nidaları ve barış mesajları ile bitirirler albümü.

80lerin hem bana, hem de bu müzikte gerçekten "uzman" olarak kabul gören "otoritelere" göre en iyi progresif rock albümü olan "Misplaced Childhood"'u, eğer prog.müzik seviyorsanız dinlememek/yoksa edinmemek için tek özrünüz sağır olmanız olmalı:)



Marillion – Misplaced Childhood 1985 Kadrosu
Vokaller: Fish (Derek Dick)
Gitarlar: Steve Rothery
Bas Gitar: Pete Trewavas
Davullar: Ian Mosley
Tuşlu çalgılar ve piyano: Mark Kelly


Barış ŞAHİN

Tarafımdan yazılmış olan bu yazı 2008 yılında YUXEXES Dergisinde yer alan Gitardaki Sarmaşık adlı köşede yayımlanmıştır. İzin alınmaksızın ve/veya "TAM" kaynak gösterilmeksizin alıntılanması, kopyalanması durumunda derginin yayımcı şirketi gerekli her türlü yasal yaptırımlara başvurmaya yetkilidir.

Tarihin Gitarla Aktığı Anlar

Aslında bu tür “en iyi gitar albümleri” gibi başlıklar oldukça yüzeyseldirler ve yapıları, yani geniş ölçekteki genellemeler ihtivâ ettiklerinden ciddi ikilemler de barındırabilen, çok iddialı başlıklardır. Ancak içerikte, mümkün mertebe “daha doğru” veya “daha gerçek” sıfatlarına yaklaştırabilmek adına bazı daraltmalar yaptım, sınıflandırmaya girecek albümleri belirlerken nispeten net kıstaslar oluşturdum. Her şeyden önce değerlendirmeye aldığım albümlerin hepsi rock tabanlı albümlerden oluşmakta. Bu bağlamda hayranı olduğum Mike Stern, Django Reinhardt, Scott Henderson, SRV, Warren Haynes, Al Di Meola, Duane Allman, Eric Clapton gibi isimleri pas geçtim. Diğer bir kıstasım zamanla alakalıydı. Listemi oluştururken 1980 sonrası albümleri temel aldım. Buna müteakip Jeff Beck, Jimmy Page, John MacLauplin, Jimi Hendrix, gibi “efsane” isimleri de pas geçmek durumunda kaldım, yoksa listeyi on tane değil 100 tane ile bile yapsak hâlâ eksik birçok çalışma kalacaktı... Ayrıca “solo gitar” esası da dikkate aldığım temel ölçütlerdendi. Bu sınırlar dâhilindeki albümlerde ise kişisel beğenilerim, kitlelere olan etki, gitara ve gitar müziğine getirdiği inovasyon gibi ölçütler göz önünde tuttuğum değerler oldu. Özellikle, bu tür gitar esaslı işlere girmek isteyenlere, gitar çalıp da vizyonunu geliştirmek isteyen genç arkadaşlara faydalı olabileceğini düşünüyorum….


Tarihin Gitarla Aktığı Anlar




Steve VaiPassion&Warfare : Yıl 1990. 80 sonlarında güçlü bir şekilde kendini gösteren, teknik üstünlük sahibi hızlı gitarist akımının nispeten sonları… Tam bu ortama ve zamana bir bomba düşer. Daha önceleri Zappa, David Lee Roth gibi isimlerle çalışmış ve bir de solo albüm (Flex-Able - 1984) sahibi Steve Vai, Whitesnake ile “Slip of the Tongue” turnesindeyken geniş ölçekte de tanıtma imkanı bulduğu albümünü patlatır: Sonuç; O andan bugüne kadar tüm dünyadan sayısız gitaristin çaldığı/çalmak istediği/çalmayı düşlediği ölümsüz ve zamanı için oldukça orijinal bir gitar büyücülüğü içeren, 7 telli katı gövde elektrik gitarların gerçek anlamda ilk kez kullanıldığı ve rock müziği literatürüne sokulduğu, aralarında “For The Love of God, Answers, Liberty, Blue Powder” gibi 14 klasik barındıran, mükemmel bir eser… Albüm enstrumantal olmasına rağmen, hemde 90’larda, billboard listelerinde 18. sıraya bile çıkar. 1990 yılında en iyi enstrumantal rock dalında Grammy adayı olmasına değil, ödülü kaptırmasına şaşmak lazım ;) Mutlak bir klasik. Eğer sınırlı sayıda orijinal CD alabilme imkanınız varsa, 2.el bile olsa P&W ‘i arşivinize katmak konusunda tereddütünüz olmasın ;)

4/30/2011

Joe Satriani Biyografisi 1.Bölüm



Müzisyenler vardır, uç seviyede enstrumanistliğe ulaşmışlardır. Gerçek birer Virtüözdürler. Ulaşabildikleri kitle de ziyadesi ile o çalgıyı çalanlardır. Müzisyenler vardır, ancak temel seviyede çalgı çalabilirler. Ancak ileri bestecilik yetenekleri ile geniş bir alanda tanınırlar. Hatta bunlar arasından bazıları o kadar iyi bestecilerdir ki o çalgıyı daha ileri seviyede çalanlara bile bir şeyleri yeniden öğretirler. Sadece çok az sayıdaki bazı müzisyenler ise bu iki değere birden aynı anda sahiptirler. İşte 1980'den sonra elektrikgitarın başına gelen en iyi şey olan Joe Satriani'yi kabaca böyle tanımlayarak işe başlayabiliriz. 13 kez Grammy’e aday olmuş, albümleri enstrumantal olmasına rağmen liste başarısı göstermiş, bunların ötesinde gitar nedir, nasıl çalınır başlıklarında tüm dünyaya ders vermiş bir abide o.



15 Temmuz 1956'da, Westbury/New York'da doğan Joe, 14 yaşında ilk kez eline gitarı alır ve macerasına girmiş olur. Bir sene sonra, 1971 yılında etrafındakilere gitar dersleri vermeye başlar ki, iyi bilindiği üzere en meşhur öğrencisi Steve VAI'dir. Röportajlarda VAI 'in ondan ilk ders almaya başladığı günü, elinde eski bir gitar ve bir paket tel ile nasıl tel takılacağını bile bilmeden derslere başlamasını, VAI' in ne kadar iyi bir öğrenci olduğunu, verdiği egzersizleri nasıl geliştirdiğini ve onları yepyeni, bir hale soktuktunu uzun uzun da anlatır(dı). Bununla birlikte öğrencileri VAI ile sınırlı kalmaz...1974 yılında iki modern caz ustasından dersler alır: Gitarist Billy Bauer ve kompozitör/piyanist Lennie Tristano. 4 yıl sonra ise, önündeki on yıl boyunca gitar eğitmenliği kariyeri yapacağı, Los Angeles' a taşınır. Metallica'dan Kırk Hammet, Counting Crows'dan David Bryson, Primus'dan Larry LaLonde, Charlie Hunter, Alex Skolnick, T-Ride'dan Jeff Tyson hep bu dönem dahilinde ondan eğitim almışlardır.

3/19/2011

Sound Mart Sayısı Bayilerde

Sound Dergisinin Mart Sayısı Bayilerde.




Sevgililer gününden hepinize merhabalar.

Çok sıkı bir Gitarizm ile huzurunuzdayım. Bu sayı için sıkı çalıştım, faydalı olacağına inandığım üç konum var. Ayrıca eklemem gerekir ki bu sayıdaki yazılarımı minik Utku Biçer bebeğe adıyorum. Konuların ilki ve Gitarizm’in mart ayında ana teması Amerikalı usta lütiye, tam bir genç yetenek olan Ian Anderson özel röportajı. Ian, “Standart” adını verdiği muhteşem gitarları ile özellikle Amerika butik gitar pazarında büyük saygı duyulan, yaşı itibâriyle genç sayılabilecek bir gitar yapımcısı. Ian’in adını ilk kez, Demir Uyar ismindeki bir arkadaşım sayesinde duymuştum ve açıkçası Demir’in gitarını ilk gördüğümde, sound bir yana, görünüşüne çok ısınmamıştım. Lâkin bir süre sonra, önce muazzam cazibe sahibi “A’La Turca Burst” adı verilen boyasına, sonra da sadeliğinin içinde saklı ustalığa hayran kaldığımı belirtmem gerek. Dolayısıyla ilk bakışta aşk yaşamasanız bile bu gitarı göz ardı etmeyin derim. Zirâ o “elektrik almama” durumlarından, “Ian Anderson Standart” sahibi olmak için neler feda etme” hâline geldi bendeki durum :) Ayrıca röportajda okuyabileceğiniz gibi Ian, Türkiye’yi ve Türk gitaristleri az çok tanıyan bir adam ve Türkiye’den gelebilecek siparişlere de açık. Eğer iyiliğinden emin olacağınız bir Les Paul istiyorsanız, profesyonel bir müzisyen olarak LP türü bir şeye ihtiyacınız varsa ve Gibson’ın türlü numaralarına, fiyat politikalarına vs. kılsanız, seri üretim bir LP’den çok daha fazlasını ve özelini arzuluyor, custom shop çıkışlı Les Paul’lerin bol sıfırlı, astronomik rakamları gözünüzü korkutuyorsa Ian Anderson, hem üretim, hem boya/cilâ, hem hammadde, hem de yaklaşım olarak mükemmel bir alternatif olur diye düşünüyorum. Umuyorum bir gün Ian’in elinden çıkacak, üzerinde mineral lekeleri olan akçaağaç kapaklı, tek parça Honduras maunu gövde ve saplı, A’La Turca Burst renginde (Demir’e de bu rengi seçeneklere kattığı için sevgiler) bir ”Standart” sahibi olabilirim.





Ayın diğer konusu ise Nash S-57 gitar incelemesi. İki ay evvel özel röportajı ile tanıtmıştım Bill Nash ve firması Nash Gitarlarını. Ne kadar muhteşem gitarlar yaptıklarına şahit oldum. Bu ay bir Nash S-57’yi en ince ayrıntılarına kadar inceleyeceğiz. Bu yorum için çok kısa bir özet geçmemi ister misiniz? “Mükemmel bir Strat”. Ayrıntılar bu sayıda…

Vermek istediğim bir haber daha var; Gitarizm için bir blog açtım. Gitar ve ekipmanları ile alakalı pek çok konu, haber, geçmiş yıllarda, özellikle YUXEXES’deki “Gitardaki Sarmaşık” adlı köşem için ünlü gitaristlerle yapmış olduğum özel röportajlar, genelde ingilizce olarak blogumda. http://guitarism-tr.blogspot.com/ Eğer destek olup bloguma kaydolur ve/veya facebook sayfanızda duyurabilirseniz sevinirim.

Önümüzdeki ay “Stratın Doğal Tonunu İyileştirmenin 12 Yolu” adlı modifikasyon makalem ile huzurlarınızda olmak ümidiyle… Stratlara yapılabilecek modifikasyonlar hakkındaki yazı dizimin ilk bölümü ki bu yazıda, elektronik/manyetiksel tilkiliklere hiç girmeden, öncelikli olarak stratlarımızın doğal tonlarını iyileştirecek birkaç ufak tefek, bazısı bilinen, bazısı pek bilinmeyen, kimi ise hafife alınsa da önemli olabilen ipuçlarından bahsettim. Sizden gelecek tepkilerle ne kadar gideceği belli olacak bu dizisinin. At-Avrat-Strat üçlemesini hayat tarzı olarak yaşayanlar, gitarının kapasitesini arttırmak veya potansiyelini  ortaya çıkarmak isteyenler işbaşına. Ne de olsa devir mod devri ;)

Bu ay; Ian Anderson’a, Ayşenur Ulupınar’a, Bursa’dan sevgili dostum Orkun ve Günay Yetimarslan’a (düşüncenizde olmak büyük onur), Alen Emre Balkan’a, ziyareti için Ali Ulupınar’a, Bill Nash ve Scott Lentz’e, A’Kuillion’dan Oğuzhan’a, desteği için Salih Vezneli’ye çok teşekkür ederim. Ayrıca Ufuk&Dilek Biçer’i doğalı daha birkaç gün olan bebekleri Utku için tebrik ediyorum.

Barış ŞAHİN                                                                                                                               14.02.2011                                        

Elektrik Gitar ve Bas Yapımında Yaygın Olarak Kullanılan Ağaçlar Bölüm 2 (In Turkish)

Elektrik Gitar ve Bas Yapımında Yaygın Olarak Kullanılan Ağaçlar (2.Bölüm)


Maun [Mahogany – sıklıkla Swietenia, Khaya ve Entandrophragma türleri. Örneğin Khaya Ivorensis (Afrika Maunu) ve Swietenia Macrophylla (Honduras Maunu gibi)]: Üç kelime; Gibson Les Paul! Tipik bir Les Paul nasıl karakterize edilebilir? Sıcak ve yumuşak tonlar, sonsuz ses uzaması (sustain), hayvan cesedi misali bel büken bir ağırlık, şeffaf veya yarı şeffaf modellerinde her taraftan, altın rengi üst kapak olanlarda (goldtop) sadece arka tarafta görülebilen şahane damar yapısı ve artık biraz da fiyat… İşte tüm bu özellikleri belirleyen (Dikkat: Skala uzunluğu, sap ve gövde kalınlığı, tuşe ağacı, köprü ve üst eşik gibi önemli diğer faktörler göz ardı edilmemeli!) ana etmenlerin başında maun gövde ve sap yatmakta…


Gitar dünyasının, bence, en güzel ağaçlarından birisidir ve kendi adıma üzerinde alevli veya yanardönerli bir Akçaağaç kapakla servis edilirse tadından yenmez Günümüzde gitar gövdesi olarak yaygın ölçekli kullanılan çeşitli maun türleri mevcuttur. Bunların en meşhuru Honduras Maunudur. Eskiden Honduras maunu çok aşırı bir şekilde kullanılırdı. Eski Les Paul’lerin, sanıyorum, tamamı Honduras bölgesinden nasiplenmiştir hatta. Şu an ise CITES tarafından koruma altında bir ağaç türü olduğu, yani soyu tükenme tehlikesi söz konusu olduğu için bulunması zor, en azından amerika kıtası haricinde durum bu ve bulunduğunda da fiyatlar katlana katlana çıkıyor karşımıza. Hele bir de iyi koşullarda yıllanmış filansa hiç sormayın. O sebeple karşınıza çıkacak 1000-2000 dolar aralığındaki bir gitarın Honduras olma ihtimali göreceli olarak düşük, onu belirteyim. Piyasada en sıklıkla dönen modellerde sıklıkla rastlanan türler genelde Khaya Ivorensis yani Afrika Maunudur veya sapeli maunudur. O da güzeldir, o da candır. Honduras biraz daha hafiftir ki en büyük avantajlarından birisi de bu.


Elektrik Gitar ve Bas Yapımında Yaygın Olarak Kullanılan Ağaçlar Bölüm 1 (in Turkish)

Herkese merhabalar. 

Hazırladığım ilk konu, üzerinde yıllardır geyiklerin döndürüldüğü (bir kısmı da oldukça “yazış” olan geyikler hem de…) bir konu; elektrik gitar/bas gövde ve sap ağaçlarını türleri, genel karakteristikleri, artıları – eksileri, getirdikleri ve götürdükleri ile kısaca ortaya koymaya çalışacağız. Başta vurgulamam gereken konulardan ilki ise gövde ağacı haricinde nihai tonaliteye etkiyen diğer ana etmenlerdir. Aşağıda başlayacak yazı dizimde bahsedeceğim konular gövde ağacının etkisi üzerinedir. Ancak literatürde halen tam olarak yer almasa bile, hem yakın çevremde (doğrudan ve dolaylı olarak) gözlemlediğim örnekler, hem de atölyede yaptığımız denemeler sonucunda sapın ve tuşenin (ağaç, birleştirme, kesim türü vs.ye de bağlı olmak üzere), nihai tonaliteye etkisinin, gövde ağacınınkinden çok daha baskın olduğunu belirtebilirim. Dolayısıyla tercih yaparken bunu da göze almakta mutlak fayda var. Ayrıca amfiden aldığınız ses konusunda sap ve gövde kadar büyük bir payda sahibi olan manyetik ve amfinin kendi karakteristiklerini de göz ardı etmemek gerekir ki bu yazı bu iki ana değişkenden de bağımsızdır. 


Ayrıca yazımı hazırlarken şu kaynakçalardan ciddi olarak yararlandım:

Guitar Player Repair Guide, 2.baskı - Dan Erlewine
Building Electric Guitars - Martin Koch
Guitars, Design, Production and Repair - Jim Donahue
U.S. Department of Agriculture Forest Service yayınları - January 1973-Sayı 219 - Edwin Kallio&Richard M.Godman
A Guitar Maker's Manual, 3.basım - Jim Williams
Make Your Own Electric Guitar&Bass - Dennis Waring&David Raymond
Guitar Builders FAQ - Bill Wyza
www.warmoth.com
www.wikipedia.com
www.jemsite.com
www.usacustoms.com
http://www.bothner.co.za/articles


Elektrik Gitar ve Bas Yapımında Yaygın Olarak Kullanılan Ağaçlar

Elektro/bas gitar seçiminin kritik aşamalarından birisini gövde ağacının seçimi/değerlendirilmesi oluşturur. Her ne kadar nihai tonaliteye olan etkisi, akustik çalgılarda olduğu kadar olmasa da, hedeflenen tonun eldesinde önem taşıyan bir konudur. Ancak bu konu sadece ağacın türüne bağlanması kesinlikle büyük bir hata olur. Şunu açıkça netleştirmek gereklidir ki ağaçlar, suni üretilmiş / fabrikasyon çıkışlı ürünler gibi değildirler, özellikleri aynı tür içinde bile ağaçtan ağaca değişir. Aynı türdeki her ağaç aynı büyüme şartları ile büyümez ve farklı büyüme/beslenme (toprak) koşulları çok farklı neticeler doğurur. Dahası aynı ağacın farklı bölgelerinden alınan örnekler bile eş olmayabilir. 

Popüler Yayınlar